Farkındalığı silmek ve inkârı beslemek, genelde hayatta kalmak için zorunludur ama bunun bedeli kim olduğumuzun, ne hissettiğinizin, neye ve kime güvenebileceğinizin izlerinin silinmesidir.
Çocuklar ayrıca, suistimal edilseler bile esasen kendilerine bakan kişilere bağlanacak şekilde programlanmışlardır. Korku, bağlanma ihtiyacını artırır, rahatlama kaynağı, aynı zamanda korkunun kaynağı olsa bile durum değişmez.
Haritalarımızı sabit ve değişmez kılan duygularımızı tıkamak yerine, yalnızca içeride olup bitene katlanmayı öğrendikten sonra onlarla dost olmayı öğrenebiliriz.
Genellikle korkularımız bizi ele geçirmediği sürece akılcı beyin, duygusal beyinden daha ağır basmaktadır. (Örneğin, polis tarafından durdurulma korkunuz, bir polisin sizi yolun ilerisinde kaza olduğu konusunda uyarmasıyla minnet duygusuna dönüşebilir.)
"...Evet, bu doğru; etrafımdaki insanların başına kötü bir şey geldiğinde içgüdüsel olarak kendimi suçluyorum. Bunun mantıklı olmadığı biliyorum ve böyle hissettiğim için aptal olduğumu düşünüyorum ama yine de yapıyorum. Siz benimle daha mantıklı konuşmaya çalıştığınızda, ben, kendimi daha yalnız ve soyutlanmış hissediyorum ve bu da dünyada kimsenin ben olmanın ne demek olduğunu anlamayacağı duygusunu destekliyor."