Peki, kim kurtaracak beni var olmaktan? Ne ölümdür istediğim, ne de hayat: sıkıntılarla kuşatılmış arzularımın derinlerinde, ulaşılmaz bir mağaranın dibinde olduğu düşlenen bir elmas gibi parlayan o öteki şey. Bu gerçek ve imkânsız evrenin olanca ağırlığıdır o, yabancı bir ordunun, olmayan bir havada usulca solan renklerin sancağıdır, havada ise, donuk, elektrikli bir beyazlık içinde uzak, duyarsız kıyılarıyla düşsel bir hilal yükselir.
Köylü, roman okuru, dünya nimetlerine sırt çevirmiş çileci, bu üçü mutluluğu bilirler, çünkü üçü de kişiliklerinden vazgeçmiştir: biri hiçbir kişisellik barındırmayan içgüdüleriyle hayatını sürdürdüğü için, ikincisi unutmak anlamına gelen düşlemle yaşadığı için, sonuncusu da yaşamadığı, ölmeksizin uyuduğu için.