Felaket, açık gökyüzünün maviliğinde belli belirsiz küçük bir siyah noktayken aniden büyüyüp, hayvan leşlerine üşüşen akbabalar gibi bir zavallının üzerine çullanan acımasız bir kuştan başka nedir ki diye sordu kendine. Yoksa insanın haberdar olduğu hatta apaçık gördüğü ama yine de düşmeden edemediği bir tuzak mıydı? Yahut sakarlığın, tedbirsizliğin ve körlüğün kendini insanın hareketlerinde, duyularında, kanında gösterdiği bir lanet miydi?
Kimileri ölmenin dünyanın en kötü şeyi olmadığını düşünür. Çünkü hiç ölmezsen -aynı rolü çok uzun süre oynarsan-kafan karışmaya başlar. Aslında kim olduğunu unutursun.