Kitabı bitirdiğimde şunu düşündüm: Ben aşkı sevmişim, kişiyi değil. Kitap boyunca en çok bu farkındalıkla yüzleştim. Aşkı, aşık olma hâlini, o büyülenmiş ruh hâlini... Bunları özlemişim. Ama kitabın bana en çok kattığı şey, ilişkilerde kendini kaybetmenin ne kadar kolay olduğunu ve bunun ne kadar yaygın yaşandığını görmek oldu. Suçlamak yok, romantize etmek yok. Sadece dürüstlük var. İnsanı incitmeden ama uyandırarak anlatıyor. Ve o yüzden bu kitap kalıyor insanda. Bitse de sürüyor.
Bir âşığın ruh hali, mutluluk ile keder arasında savrulur.
Bir uçta neşenin dorukları, diğer uçta tarifsiz acılar...
Ders, bu uçurumun kenarında yürümeyi öğrenmektir.