Cem Göksel Özargun’un Şah. Mat. Aşk. kitabı, ilk sayfasından itibaren insanı içine çeken, sadece “aşk”ı değil; aşkın gölgesinde gizlenen korkuları, bağımlılıkları, hataları ve en önemlisi kendini bulma yolculuğunu anlatıyor.
Benim için bu kitabı özel kılan şey, aşkı tek bir pencereden göstermemesi. Bir yandan mitolojiye uzanıyor, Aristofanes’in “yarım insanlar” mitini anlatıyor; bir yandan tasavvuftan örnekler veriyor, Hallâc-ı Mansur’un ilahi aşkına dokunuyor. Ama aynı zamanda modern psikoloji ve bilimsel araştırmalara da yer veriyor. Yani hem kalbe hem akla seslenen, çok katmanlı bir anlatım var.
Okurken sık sık kalemimi elime aldım; altını çizmediğim sayfa neredeyse kalmadı. Çünkü bazen bir cümleyle yıllardır içimde dolaşan duyguları dile getirmiş gibiydi. “Ben de tam böyle hissediyorum ama hiç bu kadar güzel anlatamazdım” dediğim çok yer oldu. Kitap bana hem eski ilişkilerimi sorgulattı hem de kendi seçimlerimin nedenlerini görmemi sağladı. Yanlış kişiye âşık olmanın aslında sadece bir kalp meselesi değil, aynı zamanda bir “kendini tanımama” meselesi olduğunu fark ettim.
Yazarın dili çok şiirsel, çok estetik. Bazı paragraflar neredeyse bir şiir gibi akıyor. Okurken sadece içerikten değil, cümlelerin güzelliğinden de etkileniyorsunuz. Bir yandan düşündürüyor, bir yandan da duygulandırıyor. Ben kitabı okurken arka planda hep duygusal müzikler açtım ve bazı bölümlerde gerçekten gözlerim doldu.
Bu kitap yalnızca bir aşk kitabı değil; aynı zamanda bir “ayna”. Geçmişteki hatalarınızı, yanlış seçimlerinizi, hayal kırıklıklarınızı önünüze koyuyor ama bunu yargılayarak değil, sevgiyle yapıyor. Sizi sorgulatıyor, düşündürüyor, bazen de teselli ediyor.
Cem Göksel Özargun’un kalemi daha önce de kalbime dokunmuştu ama bu kitapla bir kez daha anladım ki, o aşkı sadece