Fantastik deyincede Japon edebiyatı arkadaşlar. Her şeyi muazzam yaptıkları gibi fantastik türüde harika yazmışlar. Okurken sıkılacağımı düşünerek başlamıştım ama kitap beni kendine çekerek ilerledi. Kitabın başları biraz insanı sıkıyor ama sayfalar ilerledikçe açılıyor ve siz ne okuduğunuzu nasıl okuduğunuzu anlamadan kitap elinizde eriyip gidiyor.
Hikaye klasik taht oyunları üzerine başlıyor gibi görünse de, aslında yanlış anlaşılmalar insan doğasının nasıl çarpık ve yozlaşmış hale gelebileceğini anlatıyor.
Açelya Hanedanlığı’nın tahtı için prensler arasında büyük bir mücadele var. Her prensin farklı bir gücü, farklı bir hırsı ve sakladığı karanlık tarafları bulunuyor. Wei ise başlangıçta bu dünyanın dışında kalan sıradan bir kız gibi görünse de zamanla zekâsı, gözlem yeteneği ve hayatta kalma içgüdüsüyle sarayın en dikkat çeken isimlerinden biri hâline geliyor. Ancak sarayda ayakta kalabilmek için bazen kendi masumiyetinden, bazen de doğrularından vazgeçmesi gerekiyor.
Wei Yin karakterini tanımak benim için keyifliydi. Wei Yin, kararlılığına ve hakim olmak istediği o güçlenişine şahit olmak hikayeyi çok etkileyici kılıyordu. Şiirin büyüyle harmanlanması bu dünyada her sayfada ayrı bir heyecana farklı bir atmosfere sürüklenmek harikaydı. Saray entrikaları ve karakterler o kadar başarılı işlenmiş ki kitabın okumuyorsunuz, bir köşeden izliyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz.
Japon fantastik Dünyasına girmek istiyorsanız sizin için güzel bir başlangıç olacaktır.
——————
“ Kedi farenin peşimde yaşar;
Ağaç güneşin peşinde büyür.
Biz kovalayanlar kedi miyiz, yoksa ağaç mı?
Yoksa sadece koşmak için doğmuş rüzgâr mı? “