Mutlu akşamlar dilerim hepinize, sizlere kalemiyle yeni tanıştığım Sayın Suat Koroğlu'nun "Serap" isimli kitabıyla geldim. Kitabımız derin bir psikolojiyi konu alarak sevgisizlik üzerinden ilerliyor. Sevgiye hasret iki karakterin birbirinde var olma mücadelesi verirken, nasıl yok olduğunu okuyoruz aslında. Çok da konusundan bahsedip detay vermek istemem tabii ama yazarın kalemiyle sizler de benim gibi ilk kez tanışacaksanız eğer okumaya değer güzel bir kitap diyebilirim. Birazcık size üstü kapalı olarak anlatmaya çalışayım.
Bazı kitaplar su gibidir, içtikçe ferahlatır.
Serap ise tuzlu su gibi; içtikçe susatıyor.
Bu hikâyede aşk, bir çöl ortasında görülen vaha değil; yaklaştıkça uzaklaşan, dokundukça dağılan bir yanılsama.
Serdar ve Serap (kitabımızın ana karakterleri) birbirine kavuşmuyor aslında,
birbirinin içinde kaybolarak var olmaya çalışıyor.
İnsan bazen birine sarılmaz, kendi düşüşünü geciktirmek için tutunur ve tutunduğu şey, zamanla en ağır zincirine dönüşür, pranga gibi.
Bu kitapta sevgi, iyileştiren bir merhem değil;
yavaş yavaş derinin altına yürüyen bir çatlak gibi. Dışarıdan bakınca görünmüyor ama içten içe büyüyor, bir noktada her şeyi sessizce ikiye bölüyor.
En garip olan ise, okurken “bırak” diyorsun…
Ama onların yerinde olsan, sen de bırakamazdın.
Çünkü bazı bağlar ip değildir, kesilsin.
Kum gibidir, avuçladıkça daha hızlı kayar,
ama açtığında da geriye hiçbir şey kalmaz.
Serap, bir aşkın hikâyesi değil, bir yanılsamaya inanmanın, ve o yanılsama çöktüğünde altında kalmanın hikâyesi.
Aslında gerçek sevgiyi hiç tatmamış ve gerçek sevgiye hiç ulaşamamış insanların hikayesi.
Şimdiden hepinize keyifli okumalar dilerim. Bu tarz psikolojik derinliği olan kitapları seviyorsanız kesinlikle tavsiyemdir.
Yazarımızın başarıları daim olsun...