"Ressamı öldürdüğü gibi eserini ve içerdiği tüm anlamı da öldürecekti. Geçmişi öldürecek ve öldüğünde kendiside özgür kalacaktı ."
Kopenhag serisinin 3. kitabı Rıhtım, yine daha ilk sayfalarda beni içine çekip kendisine hayran bırakmayı başardı. Katrine Engberg, bu kitapta da ters köşelerini öyle ustalıkla kurmuş ki, hikâye boyunca gizem bir an bile dağılmıyor; her bölümde yeni bir şüphe, yeni bir ipucu, yeni bir çıkmaz ortaya çıkıyor.
Dedektif Jeppe, nihayet sevdiği kadın Sara ile sakin bir gelecek kurmanın hayalini kurarken, Anette ise bıçaklı katilin elinden kurtulduktan sonra küçük kızı Gudrun’un anneliğini doya doya yaşamaya çalışıyor. Fakat hayat, onların huzuruna fazla uzun süre izin vermiyor.
Varlıklı bir ailenin on beş yaşındaki çocuğunun kaybolmasıyla başlayan süreç, eve gelen tehdit mektuplarıyla giderek daha karanlık bir hâl alıyor. Bu bir fidye pazarlığı mı, yoksa ailenin yıllardır sakladığı bir sır sonunda yüzeye mi çıkıyor? Jeppe ve Anette, kayıp çocuğu bulmayı umarken kendilerini bir anda çöplükte bulunan bir cesedin soğuk gerçeğiyle yüzleşirken buluyorlar.
Soru işaretleri arttıkça, ipuçları birbirine daha da dolandıkça araştırma adeta bir labirente dönüşüyor. Her cevap, beraberinde yeni bir soruyu getiriyor; her ihtimal, bir diğerini boşa çıkarıyor. Bu karmaşanın içinde Jeppe, Kiracı kitabından bu yana bize eşlik eden Profesör Esther’ın bilgeliğine yeniden başvurarak düğümleri çözmeye çalışıyor.
Rıhtım, yalnızca bir polisiye değil; insan ilişkilerinin, kayboluşların, saklanmış sırların ve karanlıkla aydınlık arasında gidip gelen bir gerilimin hikâyesi. Serinin bu kitabı, atmosferiyle, karakterlerin derinleşen iç dünyalarıyla ve Engberg’in ustaca kurduğu gizemiyle Kopenhag serisinin en etkileyici halkalarından biri hâline gelmiş.