1950'lerde yazılmış ve günümüzde yeni çevirilerle gelmiştir. Kitabın konusuna bayıldım, beyinleri yakan mükemmel bir bilim kurgu kitabı olduğunu düşünüyorum. Ancak çeviri de büyük bir hata olduğuna inanıyorum ve keşke İngilizce basımını alıp okusaydım diyorum. Kitabın içerisinde o kadar fazla cümleler havada kalıyordu ki bazı cümleler ise kendini tekrar ediyordu. Romanın asıl karakteri her ne kadar Guy Montag olarak görünse de bence Clarisse Mc Cellan'dır.
Size biraz kitabın konusundan bahsedeyim. Kitabın ismi neden Fahrenheit 451, çünkü kağıtlarının tutuştuğu ısı derecesi budur. Günümüzden 500 yıl sonrasını anlatıyor.
İnsanlar televizyon izlemekten düşünemiyorlar, doğru düzgün cümleler kuramıyorlar. Televizyonların fazla renkleşmelere başladığı, kanal seçeneklerinin arttığı ve insanların kitaplardan kopup televizyon denen illete bulaştığı bir zaman diliminde geçiyor.
O dönemlerde evler ısıya dayanıklı olduğundan yanmıyorlar bu yüzden itfaiyecilerin görevleri artık değişmiştir. Kitap saklayan ve okuyan insanların kitaplarını yakmak olarak değişiyor. Çünkü kitaplar insanları düşünmeye zorluyor ve insanlar düşündükçe sorguluyor, umutsuzlaşıyorlar.
Montag'de kitapları yakan bir itfaiyecidir. Bir gün yan komşusu Clarisse ile tanışır ve kızın kurduğu cümleler kafasını karıştırır. Yaktığı kitapları sorgulamaya başlar. Kitaplardan neden herkesin korktuğunu merak eder bir gece görev için gittiği bir evde kitaplarının başkasının yakmasına izin vermeyen bir kadın kitaplarını kendisiyle birlikte yakar ve montag için bu durum onu geri dönüşü olmayan bir yola sokar. Artık evine bir kitap götürmüştür ve okumaya başlar..
Buradan sonrası fazlasıyla spoiler içerdiğinden daha iyi bir çeviri ile alıp okumanızı tavsiye ediyorum.
Kitap statü sahipleri insanlarının hayatlarını gösteriyor. Kimin eli kimin cebinde belli olmayan bir roman. Bu sefer başrolde Bilun Yılmaz değil Ayda Türkan var. Aynı konservatuvarda okuduğu Rock yıldızı kocasını yoktan var etmiş ama kendi kariyerini kocasının arkasına bırakmış bir kadın. Kendi sesinin güzelliğini unutmuş ama kocasını yıldız yapmış ve onun kariyerini yönetirken çok şey öğrenmiş. Sonra bir anda kendi farkına varmış. Kocayı boşamış ve deyim yerindeyse piyasaya düşmüş.
Her boşanan kadın gibi bocalamış istemediği insanlarla datelere çıkmış ve sonu hep hüsran olmuş..
Ben severek okudum, deniz kenarında okunacak keyifli sizi yormayan kitaplardan olduğunu düşünüyorum. Bu kitapta da gördüğüm tek şey deniz gibidir hayatlar büyük sallantılarda sonra suların durulması zaman alır. Bu zaman biriminde insan kendini ve ne istediğini keşfeder ve toksinlerinden arınmaya başlar. Bazılarımız buna sıfırdan başlamak diye tanımlar herkes gibi bende sıfırdan başladığım dönemler oldu. Yıkıldı bir daha kurdum bir daha yıkıldı bir daha kurdum hiç bıkmadım. Bir gün istediğiniz gibi inşaa edene kadar siz de hiç bıkmayın...