Ah ! Bir hapishanede olmak ne büyük bir alçalma ! Burada herşeyi kirleten bir zehir var. Burada herşey, on beş yaşında bir kızın şarkısı bile yozlaşıyor ? Burada bulduğunuz bir kuşun kanadında çamur vardır; koparıp kokladığınız güzel bir çiçek iğrenç kokular yayar.
O doktorlar, o rahibe hemşireler benimle ilgilenir gibiydiler. Bu yaşta ve bu şekilde ölmek ! Sürekli olarak yatağımın başucunda dolandıklarına göre benimle ilgilendikleri söylenebilirdi. Hadi canım, meraktandır ! Üstelik bu insanlar sizi ölüm cezasından değil, ancak bir hastalıktan kurtarırlar.
Geride bir anne, bir kadın ve bir çocuk bırakıyorum. Pembe yanakları, iri siyah gözleri, kestane rengi uzun saçlarıyla çok sevimli, üç yaşında narin bir kız. Son gördüğümde iki yıl bir aylıktı. Böylece ölümümden sonra üç kadın oğulsuz, kocasız, babasız kalacak. Farklı türden üç öksüz; yasa açısından üç dul. Haklı olarak cezalandırıldığımı kabul ediyorum. Peki bu masumların suçu ne ? Ne önemi var ! Onurları lekeleniyor, felakete sürükleniyorlar : bunun adı adalet.
Ailesi, ebeveyni, bu dünyada kimsesi olmayan bir insan. Bu durumda hiç eğitim almamış, kimse ona aklını ve yüreğini geliştirmesi için özen göstermemiştir; o zaman bu bahtsız öksüzü hangi hakla öldürüyorsunuz ? Onu tutunacak bir dalı, bir hamisi olmadan sokaklarda süründüğü çocukluğundan dolayı cezalandırıyorsunuz ! Ona kendi dayattığınız dışlanmışlığın suçunu yüklüyorsunuz ! Bahtsızlığının suç işlemesine neden olmasını sağlıyorsunuz ! Kimse bu cahil adama ne yaptığını öğretmedi. Hatası kendinin değil kaderinindir. Bir masuma darbe indiriyorsunuz.