mavi, maviydi gökyüzü, bulutlar beyaz, beyazdı
boşluğu ve üzüntüsü içinde ne garip yazdı
garip güzel sonra mahzun ışıkla yağmur beraber
bir türkü ki gamli uzun ve sen gülünce açan güller
kim bilir şimdi nerdesin ?
senindir yine akşamlar
ne zaman seni düşünsem içim ürperir
seninle geçen her saat her gün gelir aklıma
bir akşam vakti gelir bir deniz kıyısı gelir
o eşsiz hatıralar gelir aklıma
ne yapsam unutamam yaşadığımızı
dolar yüreğime hüznü seni sevmenin
gittin
şimdi bir mevsim değil koca bir hayat girdi aramıza
biliyorum ne sen dönebilirsin artık ne de ben kapıyı açabilirim sana
şimdi biz neyiz biliyor musun ? akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz birbirine uzanamayan boşlukta iki yalnız yıldız gibi
acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
ne kalacak bizden ?
ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
bunu neden yapıyorum biliyor musunuz ?
siz ikiniz beni terk ettiniz ve inanılmaz acılar çekmeme sebep oldunuz. size ulaşacak durumda değildim göz yaşlarımı içime akıttım. şimdi sizde bana asla ulaşamayacaksınız ve göz yaşlarınızı içinize akıtacaksınız. bir de şu cümleyi hiç unutamayacaksınız
‘uçurumun kenarında dans edilmez’’’