sinvoz

İnsan, isyan eden bir hayvan ve günah işleyen bir melektir. İnsan bütün o kanunlar karşısında öyle bir yaratıcılık gücüne ve bilincine sahiptir ki tabiatın kör iradesini ve mizacın zorlayıcı yaşamını bile yönlendirir. Bu insan, öz bilincine ve isyana ulaşmıştır. Kabilede öz bilincine, biz bilincine,kabile [bilincine] ve insani bilince ulaşmadan kendi "ben"ini toplumun "biz"inde eriten insan, kesinlikle aşkın insan ferdi değerine sahip değildir; o henüz ruhsal gelişiminin başındadır. Çünkü öz bilinci yoktur.Toplumu ve beni tanıyan, kendisini bizden koparan, iç dünyasına ve benine ulaşan insan, bunlara göre gelişme sürecindedir. Çünkü o özgür olabilir, bağımsız olabilir, kendi iradesini tabiatın, toplumun ve mevcut durumun iradesine ve zamana dayatabilir ve durumu değiştirebilir. Kabileye bağlı bir fert hiçbir zaman kabilenin hayat tarzına, yönetim şekline ve ekonomik durumuna başkaldıramaz. İmkanı yoktur, çünkü ferdin varlığı yoktur, fertlerin varlıkları yoktur. Onlar kabilelerine değil, kabileleri onlara egemendir. Modern topluma mensup ve bireyselliği gelişmiş olan fert ise toplumunu bilinçli bir şekilde değiştirebilir, tarihin seyrini tanır ve değiştirebilir; tabiatın yolunu ve tabiat kanunlarını bilebilir ve değiştirebilir.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bu ben, bir topluma mensup oluncaya kadar esirdir, mahsuptur, özgürlükten yoksundur, toplumun bu büyük makine sisteminde bir vidadır. Bu makine kendi iradesini, yolunu ve ihtiyacını bilinçsiz bir şekilde bu insan ferdine dayatır. Sartre'ın bahsettiği dört zindandan biri olan başkalarıyla birlikte yaşama, beni kendi içinde tutsak eder ve özgürlüğünü elinden alır. İnsanın kurtuluşu ve özgürlüğü, beşerin büyük arzularından biridir. İnsan bilinçsiz bir şekilde başkasının zorlamasına uyduğunda -bu ister toplumun, ister tabiatın, ister ırkın, isterse başka herhangi bir şeyin zorlaması olsun- insanlığından çıkar. İnsan kendine dayatılan bu zorlamalardan kurtulduğu, yani bireysel özgürlüğüne kavuştuğu, özgür bir "ben"e sahip olduğu, doğal, bilimsel, zorlayıcı ve sosyal esaretlerden kurtulduğu ölçüde insan olur. Dinler, büyük irfani öğretiler, antrolopoloji felsefeleri, tamamı kurtuluş, bağımsızlık ve özgürlüğü övmüş, ona davet etmiştir. Doğrusu da budur. Esir insan, sosyal ve tabii bağların, mizaç ve içgüdü dayatmalarının tutuklusu olan insandır.Huzur ve barış içinde yaşasa da o bir bitkidir. Nasıl oluyor da insan modern medeniyette bir yandan özgürleşince, bağımsız "ben"e ulaşınca, kayıtlardan,zincirlerden ve başkalarına bağımlılıktan kurtulunca yalnızlığa, anlamsızlığa, hastalığave intihara varıyor; öte yandan olduğu gibi kalırsa zillete, esarete, bitkisel hayata ve insani olmayan bir bilinçsizliğe düşüyor ve orada kalıyor? Bu ikisi çelişkilidir.
Modernizm tarafına, yeni ruh tarafına, klasisizmden, geçmişten, gelenekten ve eski inançlardan kopuş ve uzaklaşma tarafına gittikçe intihar oranı artar. Bizzat Durkheim, klasik ruhun hala mevcut olduğu toplumlarda intiharın olmadığına, bu eski ruhun ve dinin zayıfladığı toplumlarda ise intiharın arttığına işaret eder. Niçin? O, bunun sebebini ferdiyetin gelişmesi olarak izah eder. Nasıl? Ben başkası için değil, kendim için yaşıyorum. Bu kendisi için yaşamak, başka hiç kimseyle sosyal, ruhsal ve fikri ilişkisi bulunmamak, kendi kaderini ve kendi hayatını başkalarının kaderleriyle bitiştirmemek, yani koparmaktır. Yani kendisiyle olmak, başkalarının gözünden kaybolmak, kendi içine saklanmak ve başkalarının menfaatleri içinden kendi menfaatlerini kendisine saklamak.
Nemrut ve Firavun, efsane değil, tarihte yaşamış kişilerdir. Bunlar bizim sadece Kuran veya İncil ve Terat yoluyla tanıdığımız kimseler değil, [aynı zamanda] tarih ve arkeoloji yoluyla da tanıdığımız kimselerdir. Hem Firavun'un hem de Nemrut'un hem de şirk ve tanrılık iddiasında bulunan diğer herkesin tapınakları vardı, kendi putlarına tapıyorlardı ve uluhiyete inanıyorlardı. Ama İslam'ın özel tabiriyle "tanrılık" iddiasında bulundukları anlaşılmaktadır. "Ben sizin en büyük rabbinizim!" diyen Firavun, "Ben sizin büyük yaratıcınızım!" demiyor, "Ben sizin rabbinizim!" diyor. Rab, tanrı değil, sahip ve malik anlamına gelir. Biz bundan şu manayı anlıyoruz: "Ben sizin sahibinizim; sizin kaderiniz, rızkınız, işiniz, hayatınız ve ölümünüz benim elimdedir. İstesem hemen seni öldürmelerini emrederim; istersem sağ bırakırım. Cellat öldürmeye ve öldürülecek bir mahkûm olduğunu söylemeye geldiğinde ben seni affederim ve sana yeni bir hayat bağışlarım. Yani senin hayatın ve kaderin benim elimdedir. Ben senin sahibin ve efendinim." Tanrılık iddiasında bulununca ayrımcılığı, insanların birbirlerini mülk edinmesini, birbirlerine egemen olmasını [bir çeşit] putperestlik saymak ve Allah'a mahsus yetkiye müdahale olarak görmek gerekir. Halbuki insanlar sadece Allah'ın egemenliği altındadırlar. Eğer birisi: "Ben Allah'ı kabul ediyorum ve dine inanıyorum, fakat başkalarının kaderi benim elimdedir." diyorsa tanrılık iddiasında bulunmuş, yani Allah'a mahsus sıfatlardan birinin kendi elinde olduğunu iddia etmiş olur. Peygamberler, bugün anladığımız manada kendisini evrenin tanrısı olarak gören kimseyle değil, bu iddiayla mücadele etmişlerdir.
Benim makinizm ile ilgili olarak yaptığım ve ona saldırıda bulunduğum konusunda makinizme saldırdığımdan habersiz olan bazı yarı aydınlar, benim makineye saldırdığımı sandılar. Ne kadar cahil de olsam makinenin ne demek olduğunu biliyorum. Bilmeyen kimmiş? Mesela en tıraş makinesine saldırmışım. Beyefendi bu ne demek? Saldırmışım. Yani tıraş makinesini kırdım mı? Mesela otobüsle kavgalı mıyım, trene karşı mıyım? Makinizm makineyle ilgili değildir. Makinizm bir rejimdir, bir hayat tarzıdır; makineye değil, makinenin insana yüklendiği özel ekonomik ilişkiler sistemidir. Ben siyantizme -bilimciliğe- muhalif olduğumda bilime mi karşı çıkmış oluyorum? Diyorum ki siyantizm, bilimi içinde öldüren bir barajdır. Ben bilimi kurtarmak için bilimcilikle savaşıyorum. Biz putperestlikle mücadele ettiğimizde putun kendisi ile ne işimiz olabilir? Biz putperestliğe karşı çıkarız. Bu putun kesinlikle muhalefet ve mücadele edilecek bir değeri yoktur. Putperestliği meydana getiren put değildir. Putu biz yaparız. Makinizm, kapitalizmi ve büyük kapitalist rekabeti insana ve mesela makineye dayatan, makineyi makinizmin yerleşmesi için araç olarak kullanan rejim demektir. Bürokrasiye karşı olmamız, yöneticilerin ve yönetimlerin asıl kabul edilmesine muhalefet ettiğimiz anlamına gelir. İdareye kim muhalif olur ki? Bürokrasi idareden farklı bir şeydir. Teknorasi, faşizmi meydana getirir. Teknokrasi, teknisyenlerin yönetimi demektir. Biz tekniğe muhalif miyiz? Bürokrasi teknokratlar hükümetidir. Yani bugün hem Rusya'da hem de Avrupa'da yürürlükte olan bir yönetimdir. Sosyal sistemleri farklı olsa da idari sistemleri teknokrasidir. Bu bir sosyoloji konusudur. Teknokrasi yani teknokratlar, eskiden iş başında olan diğer tiplere karşı iş başındadırlar. Teknik ile değil, tekniğin insanlar üzerindeki