sinvoz

Deli Gömleği
Hayat sürüyordu ve hiçbir şey olmuyordu. Beni hüzünlü ve dalgın gören bir arkadaşım bana “ne iş, neyin var” türünden bir soru sorduğunda, verdiğim cevap hep aynıydı. “Hiçbir şey olmadı.” O halde neden böyle üzgün görünüyordum? Çünkü söylediğim gibiydi, hiçbir şey olmamıştı. Yine hiçbir şey olmamıştı. Her gün bir şey olmadan geçiyordu. Ama arkadaşlarım, beni üzecek hiçbir şeyin olmadığını söylediğim şekilde bir anlamlandırma yolunu tercih ediyorlardı. Bir bakıma doğruydu, beni üzecek hiçbir şey olmuyordu ama ben zaten hayatımda yine hiçbir şey olmamasından dolayı muzdariptim.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Deli Gömleği
Birkaç önemli ama sadece benim için önemli ve sevgiliye yazılan mektup gibi gururla kağıda dökülen ama bir başkasının görmesi söz konusu olunca utanılan ve gizlenilmesi gerektiği hissedilen kelimeler misali sözler gidip geldi aramızda.
İki Yüz On Yedi ya da Hiçkimse
Ev bir imgedir, ders birden başlayacak değiliz ya, önce onu terk ettim ve o insanları aramaya başladım. Tanımadığımız insanları bulabilir misiniz? Üç gün sonra geri döndüm. Üç hafta sonra geri dönmek denen uçurumdan düşüp bin parçaya bölünmüş bir insanın sızılarıyla sürünüyordum evimde. Üç ay sonra hayalete dönmüş gibiydim, sokaklarda dolaşıyor ve bir yüz arıyordum. Beni sevindirmiş, beni üzmüş, hayatıma dâhil olmuş, beni ben yapan şeyleri bana yaşatmış binlerce yüzden bir yüz arıyordum karmaşık isimler içinde, arasında. Üç yılın sonundaki başarısızlık kapısının açıldığı yer, salonun ortasına çektiğim masanın üzerinden uzandığım kalın bir ipti. Astım kendimi, bir ilkbahar sabahı güneşle uyandıktan birkaç saat sonra. Aslında biraz sonra olacak bu, kurgu gereği olmuş gibi anlattım takdir edersiniz ki bir adam ben kedimi astım diyemez ve öldükten sonra yazması söz konusu değilse tabi. Biraz sonra olacak ama önce bu notu masanın üzerine bırakmalıyım ve sonra da aynaya bakmalıyım uzun uzun. Kimi öldürdüğümü bilmeye hakkım vardır sanırım… Üstelik belki bu sefer tanırım onu.
İki Yüz On Yedi ya da Hiçkimse
Birden karşınıza birisi çıkıyor ve size bir isim söylüyor, siz tereddüt ediyorsunuz acaba beni gerçekten tanıyor mu, zira isim tanıdık değil ama benim ismim değil olmaması için bir sebep de yok. Bu çok fena değil, daha fenası şu. Sabah kalkıyorsunuz, yüzünüzü yıkayacaksınız, banyoda ayna karşısına geçeceksiniz, görüyorsunuz ki aynada surat size hiç tanıdık gelmiyor. Tamamen bir yabancı . Ama yüzlerin aklınızdan silindiği bilgisine sahip olduğunuz için yabancı yüz sizi korkutmuyor sadece yaralıyor. Kimliğinizi elinize alıyor ve suratları karşılaştırıyorsunuz, bu size saçma gelmesin, aynadaki suratın sizden başkasına ait olması ihtimali tabi ki yok ama ya isim… Suratlar tuttuğu için adınız kimlikte yazan isim olmuyor. İşin aslı senden böyle bir şey beklemezdim, yıllar önceydi, geçti gitti… hala orada mısın? Beni unutmadığını biliyorum… neyse… Sonra dönüp gidiyor. Çok mu sevmiştim seni, demek istiyorum arkasından, çok mu üzmüştüm beni, demek istiyorum, hiç mi sevmemiştin beni, demek… ama işin aslı ne yüzünü ne adını ne de onunla alakalı hiçbir şeyi hatırlamadığım için içimde manaya dair hiçbir şey yok. İçim boş. Ona bir şey sormak, anlamsız. Dönüp gidiyorum ben de nereye gidiyorsam artık. İşte acının olmadığı yer.
Dokunabildiğim
Otobüs durağına doğru yürüdü. Öyle garip bir his, dünyadaki hiçbir şeyi umursamıyorum. Hiçbir şeyin önemi yok, manası da yok. Hayatın bile. Tamamen bağımsız, boşlukta ve anlamsız. Ölüm… Ölmeye bile gerek yok. O anki ruh halimi edemem. Yalnızlığın, çaresizliğin, umutsuzluğun, yenilginin uç noktası sanki. Kolumdan tutup dövseler, kafama silah dayasalar yahut dile benden ne dilersen deseler… Önemsemeyecektim, öyle bir hal. Ne kadar sevebilirsin? Ne kadar nefret edebilirsin? Ne kadar korkabilirsin? Ne kadar… Sorular bitiyor mu? Ne kadar gerçeksin? Ne kadar hayal?