Birden karşınıza birisi çıkıyor ve size bir isim söylüyor, siz tereddüt ediyorsunuz acaba beni gerçekten tanıyor mu, zira isim tanıdık değil ama benim ismim değil olmaması için bir sebep de yok. Bu çok fena değil, daha fenası şu. Sabah kalkıyorsunuz, yüzünüzü yıkayacaksınız, banyoda ayna karşısına geçeceksiniz, görüyorsunuz ki aynada surat size hiç tanıdık gelmiyor. Tamamen bir yabancı . Ama yüzlerin aklınızdan silindiği bilgisine sahip olduğunuz için yabancı yüz sizi korkutmuyor sadece yaralıyor. Kimliğinizi elinize alıyor ve suratları karşılaştırıyorsunuz, bu size saçma gelmesin, aynadaki suratın sizden başkasına ait olması ihtimali tabi ki yok ama ya isim… Suratlar tuttuğu için adınız kimlikte yazan isim olmuyor.
İşin aslı senden böyle bir şey beklemezdim, yıllar önceydi, geçti gitti… hala orada mısın? Beni unutmadığını biliyorum… neyse… Sonra dönüp gidiyor. Çok mu sevmiştim seni, demek istiyorum arkasından, çok mu üzmüştüm beni, demek istiyorum, hiç mi sevmemiştin beni, demek… ama işin aslı ne yüzünü ne adını ne de onunla alakalı hiçbir şeyi hatırlamadığım için içimde manaya dair hiçbir şey yok. İçim boş. Ona bir şey sormak, anlamsız. Dönüp gidiyorum ben de nereye gidiyorsam artık. İşte acının olmadığı yer.