• Yaşlı kızıldereli çadırının önünde oturmuş birbiriyle dalaşan iki köpeğini izlemektedir. Yanına gelen torununa “Bak oğlum”der, ” şu köpeklerin beyaz olanının adı iyilik, siyah olanının ise kötülüktür.” Çocuk köpeklerden hangisinin kazanacağı sorunca da,şu karşılığı alır: “Ben hangisini beslersem o kazanır!”
  • Gökyüzüne bakarken
    Beyaz bulutlara bakıyorduk hep
    Siyah bulutları görmezden geldik,
    Bir gün üzerimize çöker diye düşünmedik.

    #özgün
  • Hiçliğin sınırının bir kitapla aşılabileceğini gösteriyor biz insancıklara "Satranç"!

    Bir insanın karanlığı yaşadığı sıralarda, küçücük bir ışık kaynağıyla birlikte delirmekten kurtulması, ancak bu ışık kaynağının aşkıyla delirmeye başlaması. Biraz farklı bir benzetme oldu fakat tam olarak bu.

    Kitabın satranç delisi karakteri Dr. B.'yi tutulduğu otel odası hapishanesinden kurtaran doktor muydu? Görünürde evet, ancak asıl kurtarıcı satrançtı. Yahut en başa gidecek olursak ceketin cebinden çaldığı 150 ayrı satranç partisini içeren kitaptı. Evet, onu kurtaran, kendi tabiriyle "işe yaramaz" bir oyuna dair anlatımlar içeren basit bir kitaptı.

    Dr. B., yalnızlığının bile yalnızlık çektiği, hayallerinin karanlıktan öteye gidemediği bir odada tutulurken, deliler ülkesine vatandaşlık almak üzereydi. Tam olarak o an da karşısına satranç çıktı. Oysa bırakın satranç tahtasını ya da taşlarını, bir kalemi, bir kağıdı bile yoktu hücresinde.

    Başlarda kitaptaki diyagramları, yatağının kareli olmasından yararlanıp, altmış dört kareli yaparak satranç tahtası ve taşları, ekmek kırıntılarını yoğurarak elde etmesinin ardından, bir süreliğine gerçeğe döktü. Birkaç haftanın ardından bu aptal tahtaya da ihtiyacı kalmamıştı. Artık zihninin derinliklerinde satranç tahtası hayali ve üzerinde gezinen fil, kale, piyon ile diğer taşları hayal edebiliyordu. Böylece kitaptaki tüm partileri tamamladı. Ardından yetinemedi, kendine karşı oynadı.

    Dr. B., bir siyah oldu bir beyaz. Zihnini ikiye bölmek zorunda kaldı çünkü hayallerinde yarattığı satranç tahtasını daima canlı tutmalıydı. Bunu yaparken ise hem siyah taraf olarak düşünebilmeli, on hamle sonrasını hayal edebilmeli, hem de beyaz taraf olarak hamle yapıp aynı şekilde on hamle sonrasını tahmin edebilmeliydi. Kendine karşı kendiyle oynuyordu. Delilik miydi bu? Yoksa hiçliğin içinde sığındığı bir uğraş mı?

    Gitgide kendisine karşı acımasız oluyordu. Aynı şekilde diğer benliği de kendisine karşı acımasız davranıyordu. Siyah Dr. B. yenilirse, beyaz Dr. B.'den rövanş istiyor ve yine oynuyordu. Beyaz Dr. B. yenilirse o da rövanş istiyordu. Sonsuz bir döngüde, sonsuz bir savaşta, zihnini hiç dinlendirmeden satrançla yoruyordu. Öyle ki uyuduğunda bile satranç vardı onun zihninde.

    Dışarıda ise Dünya Satranç Şampiyonu Czentovic bulunuyordu, Dr. B. özgürken...

    Kitap hakkında daha fazla detay vererek heyecanı söndürmek hadsizlik olur diye düşünüyorum.

    Yalnızca; Czentovic, Dr. B. ile satranç oynarken, Dr. B., siyah Dr. B. mi yoksa beyaz Dr. B. mi olmayı seçmişti? Satranç tahtasının üzerindeki renklerden ziyade, Czentovic'e hangi Dr. B.'yi layık görmüştü?

    Bu garip, anlamsız ve tutarsız sorumun cevabını biliyorum. Aslında diğer ben bunun cevabını bilmekte. Bu da fesefe değil midir pekâlâ?

    Bu sebeple Dr. B., son zamanlarda okuduğum kitap karakterleri arasında filozof olarak tanımlayabileceğim yegane karakterdir. Bolca düşünmüş, hem de kendisiyle sohbet ederek. Felsefe budur sonuçta; değil mi ben?

    Stefan Zweig'e aşık olun, kitaplarını okuyarak sulayın. Onlar S.Z.'den kalma çiçekler. Aşkınızı büyütün. :)

    ...

    Czentovic: "Yazık, oysa hücum hiç de kötü düzenlenmiş sayılmazdı. Bir acemiye göre bu bey, aslında alışılmadık ölçüde yetenekli."
  • Şimdi siyah ile beyaz tek ve aynı kişilikte birleştiklerinde, ortaya tek ve aynı beynin eşzamanlı olarak bir şeyi bilmesinin ve ama bilmemesinin gerekmesi, beyaz olarak hareket ettiğinde daha bir dakika önce siyah tarafken istemiş ve amaçlamış olduğunu bir komutla bütünüyle unutmayı başarabilmesi gibi saçma bir durum çıkar.
  • "Aralarında birer santimetre beyaz boşluklar bulunan siyah noktalar birbirine değecek kadar yaklaştırıldığı zaman peyda olan çizgi vehmi gibi, bütün bir hayatı dolduran ıstıraplar arasındaki saadet anları da hazmedilerek aklın tecrit ettiği bir kader çizgisi üzerinde sıralandığı zaman, her gün
    bin kere değişen bir humeur grafiği, meselâ havyarın acılığını lezzetinden alan, havyarı yalnız acılık vasfına bağlayan
    bir zihnin ameliyesinde olduğu gibi sahte bir tecride yerini bırakıyor ve nisbinin yerini mutlak alıyordu."
  • "Artık kabul et ,her şey siyah ya da beyaz değildir .Neden senin hayatının Luis 'in hayatından daha iyi olduğuna inanıyorsun ?"
  • "Biz birlikte savaşıp öldük; Siyah ve Beyaz. Evdekilerin çoğu savaşçı olduğumuzu bilmiyordu. Komünizmle savaştığımızı sanıyorduk. Aslında her şey, kimin ne aldığıyla ilgiliydi. Fildişi, petrol, altın, elmaslar... ve ben de bir gün boş ver dedim."

    "Kanlı Elmas" filminden (1.18.30')