• Kim bilir kaç kedi,
    Geçti dünyamızdan
    Beyaz,sarı,siyah,duman
    Kim bilir kaç kedi?

    Hiçbirinin mezarı bile yok!!!
    Kuytu yerde ölenlerin,
    Sabah rüzgarlarının taşıdığı
    Kumlar örtecek üzerlerini

    Yollarda ezilenin
    Silse de ölüsünü otomobil izleri
    Kurumuş derileriylr
    Güneşli günlerde,
    Tükürecek yüzümüze
    Parlayan tüyleri!!!
  • Sevgili dost,
    Siyah beyaz bir fotoğrafı güçlü kılan gölgeleridir
    görünenden çok görünmeyendir gözü sallayan
    ...
  • Yine de Healy haklılığının tamamen teslim edilmiş olduğunu düşünmüyor. "Bir görüşü ilk ortaya attığınızda önce kimse size inanmaz," diyor başını sallayarak. "Derken size inanmaya başladıklarında şöyle derler :'Şey, üstünde enine boyuna düşündük; bunu ilk akıl eden sen değildin, bendim.'"
  • Siyah olan ben, beyaz olan ben'in yapacağı her hamleyi heyecanla bekliyordu...
  • "Öğreneceğin şeylerin çoğunu kitaplardan öğrenmeyeceksin...(26)"

    "Başını dik tut ve kibarlığı elden bırakma(131)"

    " ama başka insanların yüzüne bakabilmek için ilk önce kendi yüzüme bakabilmeliyim. Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır. (135)"

    "Tutulanmaktan mı korktun, yaptığın şeyi kabullenmek zorunda kalmaktan mı?
    Hayır efem, yapmadığım şeyi kabullenmek zorunda kalmaktan. (250)"

    "Bizim mahkemelerinizde,beyaz adamın dünyasıyla siyah adamın dünyası karşı karşıya geldiğinde, her zaman beyaz adam kazanır. Bu ne kadar çirkin olursa olsun hayatın bir gerçeği."

    "Bak ama , Jem , bana kalırsa tek bir tür insan var. İnsanların hepsi insan. (286)"
    Sen kadınsın, sen erkeksin, sen sağcısın, sen solcusun , sen inançlısın, Sen ateistsin, sen müslümansın, sen yahudisin , sen zencisin, sen beyazsın... diye uzar gider bu böyle sonu yoktur.
    Aslında daha 5-6 yaşlarındayken bunlar pek te bir anlam ifade etmez bizde. Ama büyüdükçe beynimizden başlayıp yavaş yavaş iliğimize kadar sokmaya çalışırlar. Kimimiz yenik düşer ve bir kalıba sığdırır kendini, kimimiz ise direnmeyi başarır ve bu ayırımlara karşı set çeker.
    İşte kitabımız da bir zenciye atılan haksız bir suçlamadan yola çıkarak ve küçük bir kız çocuğunun dünyasından bunu görebilmemizi sağlayarak bunları bize anlatmaya çalışıyor.
    Kitabın bir hayli eksik yönleri var fakat vermek istediği mesajı da ziyadesiyle veriyor.
  • Temiz bir kar gibi yağıyorsun içime sessiz sakin.
    Huzur dedikleri şey mabet kapısı gözlerin.
    Yüreğimde kaybolma duygusu, harabeye dönme korkusu var.
    İncir kuşları sabahlar pervazlarında tozlu hatırların.
    Bir ihtiyarın elinde siyah beyaz bir fotoğraf gibi anılarım.
  • Bu yazımı satranca gönül verenler ve taşlarını feda edenler için kaleme alıyorum. Haydi satrançseverlerim toplanın etrafımda, cümbüş olalım. Size keyifli, destansı bir yazı okuyayım.

    Bağımlılık yaratan ve tutkunu olmaktan kendinizi alamayacağınız bu oyunumuz, sizi pür dikkat bu kareli tahtaya tutsak edecek. İşin içine girmeye görün; düşünceleriniz gidip gelir bu siyah beyaz gizemli kareler arasında. Birkaç kez oynamaya görün; satranç krizleriniz tutacak, rüyalarınızda atınızı mahmuzlayıp ileri atılacaksınız. Şah olup, mat olmamak için köşe bucak kaçacaksınız.

    Durgun ve sakin olur satranç tabiatı. Aşırı ciddiyet içerir karşılıklı oturuşlarda. Aksine kol gezer iç konuşmalar bu masada. Ne yaygaralar ne gürültüler kopar da ruhu duymaz kimsenin bu düello esnasında.

    Kesilir dünyayla bağlantınız , olmaz umrunuzda etrafın gürültüsü patırtısı. Geçmek için iyi bir konuma, kenetlersiniz zihninizdeki hücreleri.
    Almamak için pişmanlığın ekşi tadını, yer yoktur hataya ve zayıflığa.
    Bir taş almak için hasmınızdan, seferber etmeniz gerekecek her fitne fesatlığı.

    Okuyun zihnini düşmanınızın, deşifre edin planlarını sessizce. Düşmeyin hazırlanan tuzaklara, düşmüş gibi yapın sinsice. Boğulsun düşmanınız, kurduğu entrikaların içinde.

    Yazarsınız beyninizde tehlikeli kurgular, kazarsınız dibinde derin kuyular. Bilerseniz kabaran hırslar, yaşarsınız dudak uçuklatan şaşkınlıklar. Yaparsanız dolambaçlı kurnazlıklar, atarsınız kenara lüzumsuz taşlar. Dayanırsanız acı sabırlar, toplarsınız değerli taşlar. Dikerseniz keskince bakışlar, görürsünüz ne gizlice hayatlar.

    Saldırıyor Acımasızca rakibiniz. Gördünüz sert ve çetin bir koşulda olduğunuzu. Eksik olmasın bu noktada hafif bir korkuyla tedirginliğiniz, dikkatinizi diri tutacaktır çünkü bu his. Erteleyin saldırınızı. Geri çekin askerlerinizi. Kuşanın kılıcınızı, siper edin kalkanınızı ve savuşturun saldırıyı bir şovalye gibi savaşıp.
    Yoksa şahınız, oturur bir çırpıda düşmanın kucağına. Kalırsınız dımdızlak ortada.

    Benzese de ilk hamleler birbirine. Her oynayışta farklı bir hikaye çıkar ortaya bu oyunda. Ramak kaldığında düşman birliklerinin çarpışmasına, en can alıcı yerindesiniz demektir bu noktada. Yapın en iyi hamlenizi onlarca hamle arasında. Gönderin askerlerinizi şah kanadına. Zorlayın düşmanınızı hataya. Sürün beygirinizi sahasına, alın vezirinizi arkanıza, taşıyın keskin nişancı filleri sırtınıza. Ateşkes isteyecektir düşman, takaslarla. Aldırmayın siz ona. Kollayın bir sızıntı,hasmınızda. Meydana getirince bir zayıflık savunmada, olay mahalline çökün kalabalık bir taburla. Seferber edin fedailerinizi ileri safhaya. Yatın pusuya, sızın içine kan kokan düşman hattına ve indirin en zalim darbenizi alnına. Uğratın rakibinizi bozguna.
    KANA BÜRÜNSÜN SAVAŞ MEYDANI, KIRMIZIYA DÖNÜŞSÜN TAHTA KARELER.

    Yaşattığınızda yenilginin -bozuk- tadını hasmınıza. Yanıp söner ‘ben nerde hata yaptım sorusu’ kafasında. Belirir bir kızgınlık çatık kaşlarında. Kopar fırtınalar suskun görüntüsünün altında.


    - The Killed Şah -