• Siz olsaniz arkadasinizimi ailenimizimi yoksa sevgilinizimi secerdiniz zorda kalsanis
  • "…bir erkek olarak bu duygu konusunda daha az duyarlı olsanız bile, siz de, sevişme ihtiyacını hissetmeden sevişmenin gerekliliklerine rıza göstermenin insanın kalbinde nasıl bir iğrenme duygusu yarattığını anlayabilirsiniz." - (Markiz)
  • Sosyal-Demokratlar ... "devrim", "devrimci mücadele", "elde silah dövüş" sözlerini tekrarlamaktan hoşlanırlar. ... Ama eğer siz, bütün iyi niyetinizle, onlardan silah isteyecek olsanız, onlar, size büyük bir ciddiyetle seçimlerde kullanmak için oy pusulası uzatacaklardır
  • Kaostan beslenecek kadar ne yaşıyorsunuz içinizde bilmiyorum ama sizinle ilgilenemeyecek kadar yorgunum. Keşke siz de olsanız.
  • Kent
    Size esenlik dilerim kral. Siz böyle olmak istedikten sonra,
    Özgürlük dışarıdaysa, sürgün sizin yanınızdır.
    CORDELIA
    Yin de yalvarırım, efendimiz, söyleyiniz,
    İçtenlikle dilediğimi bir şey söylemeden yapan ben
    Kastetmediğim şeyleri gösterişli, cilalı sözlerle
    Söyleme sanatını beceremiyorum diye
    Kızmış olsanız da bana, söyleyiniz yalvarırım size,
    Lütuf ve teveccühünüzden yoksun kalmama neden
    Namusuma sürülen bir leke, canavarca bir iş,
    Şerefsizlik, iffetsizlik, alçaklık değildir,
    Durmadan dilenen, aç bakışlarım olmadığı için
    İlginizden yoksun kaldığım halde,
    Dilbazlıktan yoksun oluşumdur bana mutluluk veren,
    Beni zenginleştiren şey.
  • Abdullah İbn-i Ömer’in âzadlısı Nâfi’ şöyle anlatır:
    “Günün birinde İbn-i Ömer (radıyallahu anh) ile birlikte Medîne’nin dışına çıkmıştım. Yanında bir kaç arkadaşı da vardı. Yemek vakti gelince sofra hazırladılar. O sırada (köle olan) bir çoban kendilerine selâm verdi. İbn-i Ömer, çobanı yemeğe davet etti. Çoban oruçlu olduğunu söyleyerek sofraya oturmayı reddetti. İbn-i Ömer ona:
    — Böylesi sıcak bir günde, şu koyunların peşi sıra, bu dağların arasında hem koyun güdüyor hem de oruç tutuyorsun öyle mi, diye sordu.
    Çoban:
    —Bu şekilde boş geçen şu dünya günlerimi değerlen-diriyorum, diyerek cevap verdi.
    İbn-i Ömer çobanın cevabına çok şaşırdı. Onun samimiyetini denemek için olsa gerek:
    —Koyunlarından birini bize satar mısın? Sana hem kendisiyle iftar edeceğin etinden veririz hem de parasını alırsın, dedi.
    Çoban:
    —Koyunlar benim değil efendimindir, diye karşılık verdi.
    Bunun üzerine İbn-i Ömer:
    —Efendine “onu kurt yedi” deyiversen ne olur ki, dedi.
    Bu yanıtı alan çoban parmağını göğe kaldırıp:
    —Peki ya Allah nerede, diye diye yanlarından ayrılıp uzaklaştı.
    Çobanı deneyen ve onun gerçekten emin birisi olduğunu tecrübe eden İbn-i Ömer (radıyallahu anh), onun söylediği son söz olan “Peki ya Allah nerede?” cümlesini bir kaç defa tekrar etti.
    İbn-i Ömer (radıyallahu anh), Medîne’ye döner dönmez çobanın efendisine birisini gönderip, sürüyü çobanı ile birlikte satın aldı. Sonra da koyunları çobana hediye ederek onu âzâd etti...” (Sıfatu’s-Safve, İbnu’l-Cevzî, 2/188.)

    KISSADAN HİSSE ÇIKARALIM:
    Ne dersiniz, şu çoban kadar Allah korkumuz var mı sizce?
    Yalnız kaldığımızda, kimsenin bizi görmediğini düşündüğümüzde veya evde kimsenin olmadığını bilip internet başına geçtiğimizde kalbimizin derinliklerinde şu koyun çobanının hissettiği kadar Allah korkusu hissedebiliyor muyuz?
    “Bu haramlara bakarsam Allah’a ne der, nasıl hesap veririm?” endişesi duyuyor muyuz?
    Birisi haram olan bir iş teklif ettiğinde ciddiyetimizi bozmadan, yılışmadan ve bir an olsun tereddüt etmeksizin “Asla!” diyerek haramdan yüz çevirebiliyor muyuz?
    Belki bazılarımız; kültürden uzak olduğunu, mekteb medrese görmediğini ve herhangi bir diplomaya sahip olmadığını düşünerek bu çobanı (veya bu çobanla aynı kaderi paylaşan garibanları) hor görebilir? Ne dersiniz, sizce elinde diploması olduğu ve en iyi mektepleri bitirdiği halde insanların cebine göz diken “modern hırsız” olmak mı, yoksa böyle bir çoban gibi dürüstçe yaşamak mı daha hayırlı?
    Siz olsanız kızınızı hangisine verirdiniz?
    Diplomaya mı, dürüstlüğe mi?
    Samimi söyleyin!…
  • Önce sordum onlara "Atatürk neleri sever?" diye. "Atatürk bizi korur", "Savaşır", "düşmanları yener" gibi askeri özellikleriyle ilgili yanıtlar aldım. Bu beni hiç tatmin etmedi çünkü beklediğim şey "barışı sever", "doğayı sever", "dürüsttür" gibi cevaplardı. Burada o minik kalpli çocuklarımı suçlamıyorum, bu suç bizim. Atatürk'ü anlayamadık uzun yıllar, anlatamadık. Peki 6 yaşındaki bir çocuğa Atatürk nasıl anlatılır? İstediğim cevapları alamayınca sorularımı evet hayırlı cevaplara yönelik değiştirdim. "Atatürk sporu sever miydi?" dedim. "Spor yapmazdı savaşırdı " dediler. "Atatürk müziği sever miydi?" diye sordum bu kez. Yine olumsuz cevap aldım. Atatürk ağaçları, çocukları, kitap okumayı sever miydi? Sonra hemen çocuklara bir şarkı açtım, hızlıca bir slayt hazırladım. İlk sayfaya Atatürk'ün yüzerken ve kürek çekerken çekilmiş fotoğraflarını koydum, sonraki sayfaya yürüyen köşkün fotoğrafını, sonraki sayfaya Anıtkabir'deki kitaplığını, sonrakine çocuklarla çekilmiş bir kaç fotoğrafını ekledim ... Sonra açtım slaytı bakın dedim bu müzik aletinin adı Tambur. Atatürk kendince yaptığı bu müzik aletiyle henüz küçükken odasında müzik yapar, çok sevdiği Plevne marşını söylermiş. Sonra spor yaptığı fotoğrafları gösterdim, siz de sever misiniz denizi, yüzmeyi? Atatürk de severmiş. Bakın bu yürüyen köşk adı neden yürüyen köşk biliyor musunuz? Siz olsanız ne yapardınız? Atatürk o ağacı kesmemiş ama.. Atatürk doğayı çok severmiş, korurmuş. Bakın burası Anıtkabir, bunlar da Atatürk'ün kitapları. Evet hem de hepsi. Nasıl böyle büyük bir lider oldunuz demişler, çok kitap okudum demiş Atatürk. Bakın bu fotoğraf bir savaş fotoğrafı. Çok korkunç değil mi? Böyle bir yerde yaşayabilir miydik? Atatürk savaşları sevmezmiş. Ülkemize barış getirmiş. Oyuncakları bile olmayan çocuklara bayramlar hediye etmiş. Uzun uzadıya konuştuk. Sonra başa döndük. Sordum onlara tekrar "Atatürk neleri sever? Atatürk nasıl biri ? " diye. Doğayı sever, sporu sever, müziği sever, kitap okumayı sever, ressamları sever... İşte şimdi istediğim yanıtları almıştım. Planladığım gibi devam ettim sonra etkinlikliğime. Peki dedim Atatürk bunları seviyorsa, bizden ne ister ?
    Hemen tahtaya yapıştırdığım Atatürk resminin yanına geçtim. İlk kez tahta kullanarak ders işledim okul öncesinde 🙈 Onlar söyledi ben çizdim. Kızlar okula gitmemizi ister dediler önce, sonra spor yapmamızı, doğayı korumamızı, hayvanları sevmemizi... Sonra hep birlikte söz verdik, doğayı seveceğimize, ülkemizi koruyacağımıza, dürüst olacağımıza, onu hep hatırlayacağımıza... Sonra kağıtlar dağıttım Atatürk'e ne söylemek istersiniz dedim, mektup yazmalarını istedim onun için, mektupta çok güzel şeylerden bahsetmişler, kitap çizenler olmuş, okul çizenler, müzik aleti çizenler. Bu çocuklardan biri büyüse bir Fazıl Say olsa mesela, biri Kenan Sofuoğlu olsa, biri Bedri Rahmi Eyüboğlu olsa, biri Sabiha Gökçen olsa, biri Atatürk olsa... Açtığın yolda gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime and içerim 🙏🇹🇷