• Allah'a inandığını söyleyen tanrılar var.
    Halbuki onlar kendi suretlerinden gayrı,
    Allahın onlara verdiği ve emanet ettiği ruhları dahi inkar edecek kadar firavunlar.
    Hatta ellerinden gelse peygamber ilan edip zavallı cesetlerini,
    Üzerine bir de kutsal kitab yazıp,
    kendi kovulmuşluklarını kutsayacaklar.

    Evet,
    Tüm bunlar oldu.
    Önce bir insanda sonra koca bir halkta.
    Evet,
    Tüm bunlar,
    Olmakta;
    Önce bir insanda sonra koca bir halkta!

    Evet,
    Siz sevemezsiniz başkalarını.
    İbrahim ya da koskoca bir ümmet dahi olsanız;
    Adınız Narcissus'sa!
  • değişmemek üzerine kurmuştuk yaşamlarımızı
    gerçekleri istemiyorduk, yetiyordu olanlar bize
    siz olsanız yetmez miydi ki, güzeldi sonuçta
    güzel olan her şey biter lafı bize gelmemişti daha
    evet yaşıyorduk esen rüzgarla günlerimizi
    sonra doldu senesi son kullanma tarihi satıcılarının
    bize satamadan göçtüler bu topraklardan
    keskin bir çiş kokusu , bir de ten
    hala önemsemiyorduk biz- değişemezdik sıkılsak da
    değişmemek üzerine kurmuştuk yaşamlarımızı çünkü
    hatırlıyorum daha ölmemişti 20 yıl önce doğanlar
    benim de ilk yılımdı henüz ölmediğim
    takma demişlerdi o kadar, daha gitmeden
    son kullanma tarihi satıcıları, sona erecek nasılsa
    o zaman fark ettim - yok o zaman değil bir yıl sonra
    bana bıraktıkları mektubu , sarı zarfta ve mühürlü
    bir gün kalmıştı kullanma tarihinin sona ermesine
    açtım baktım heyecanla- önemliydi çünkü onlar
    garip bir şiir vardı içinde şaşırdım tabi
    satıcılar şiir yazamaz diye biliyordum ben
    tıpkı gözlüklü garip adamların yazmaması gerektiği gibi
    "Kimse bilmeyecek neden gittiğimizi
    Sen sadece, şimdi ve eskinin sahibi
    Eskiden biliyordun ne yapman gerektiğini
    Şimdi de emin gibi görünüyorsun sanki
    Yarının ne getireceği, işte o biraz göreceli
    Bizim sana ve etraftakilere bırakacağımız son bilgi
    Her şeyin de bizim gibi bir gün biteceği
    Çünkü son kullanma zamanı olmayan bir şeyi
    Tanımlayamazsınız isteseniz de sanki gerçekmiş gibi"
    o andan sonra düşünmeye başladım ben de geceleri sürekli
    gerçek miydi? bu şey ve etrafımdaki her şey
    sonsuza kadar kalmayacak gibi geliyordu artık
    yarın sağ ayağımın başparmağının kül olmayacağı ne malum
    ya da unutabilir miydim beraber yürüdüğüm ninnileri
    uyuyabilir miydim artık parkurlar bana şarkı söylerken
    umursamasam olur muydu uyurgezerken rehber olmadan
    uzun uzun düşünmek gerekiyordu ben de yaptım
    neden gitmişlerdi ki, daha alacağım şeyler vardı benim
    yaşamların değişmemek üzerine kurulduğu bir yerde
    değişmeyen tek şey değişimin kendisidir
    diyecek kadar klişe olsam da fazla değişmeden henüz
    değiştim ben de gidenlerin ardından
    fark edebiliyorum bunu
    artık daha uzun cümleler kurabiliyorum mesela
    her yıl mayısın son haftasında iki anne yapıyorum topraktan
    haziranda öldürüyorum ama birini
    sonra her gün bir parmağımı yakıyorum
    onların hatırası için, göçenlerin
    ve artık gerçekleri istiyorum ben-ne kadar değiştirse de beni
    ninnileri uyumadan önce alıyorum bir ölçek gerçekle birlikte
    kendim buluyorum artık son kullanma tarihlerini bir de
    benimki bugün - aşkımız da iki gün sonra
    sonra
    sonraya gerek yok
  • - Ryuzaki Bey,siz olsanız bu kapıyı dışarıdan kilitlemek için nasıl bir yöntem uygulardınız?
    + Anahtarı kullanırdım.
    - Peki ya anahtarınız yoksa?
    + Yedek anahtarı kullanırdım.
    - Peki ya yedek anahtarınızda yoksa?
    + Kilitlemem.
    (..............)

    Aslında bakarsam mantıklı konuşuyor...
  • Ne kadar duygu yüklüyüm bilemezsiniz. En çok da İsmail abiyi özlüyorum çünkü biliyorum çünkü biliyoruz ki öyle bi abi yok. Çünkü öyle bi abi tanıyamayacağız hiçbir zaman. Çünkü biliyoruz ki bırakın İsmail bi gibi bir abiyi “ne yani şimdi pamuk şekerin içinde pamuk yok mu?” diyecek saflıkta bi insan bile yok yeryüzünde. Erdal Bakkal’ın bile bencil olduğunu düşünürken arkadaşlarına, ailesine kadar bağlı olduğunu görüyoruz zamanla. İskender abi sadece Mecnun’un babası değildi mesela. Tüm ekibin babası İskender. Yavuz hiç öyle bir insan değil... Kısacası şunu düşünün ‘göremeyen sevgilisine kitap okuyan bir hırsız’. Bunlar dizinin kesitlerinden size yabancı gelen şeyler değil, biliyorum. Ama şu an yaşadığımız dünyaya o kadar yabacı ki... Küfürlerden,alkolden, sigaradan tüm pis şeylerden o kadar uzak o kadar yakın istediğimiz dünyaya. Mecnun Çınar, geç kalmış hep. Leyla’sına kavuşmayı bekleyen Mecnun. Neleri göze almış neleri yapmış Mecnun Çınar. .

    Ayrılmış olsanız da siz muhteşem insanlarsınız. Sizi düşünerek bu kitabı okumak bana çok iyi geldi.
    . “İsmail abiiiiii’
  • siz ne kadar dipte olsanız da ben sizden daha dipte değil miyim?
    Virginia Woolf
    Kırmızı Kedi
  • ***MÜKEMMELE 1 KALA***

    (Mükemmel olan henüz yazılmamış olandır falan filan)

    Merhaba 1K.
    53 yaşında, henüz samanın yeni yeni pamukla kaynaştığı, sarısı daha yoğun formülize edilen bu esere dokunmanın tatlı hissiyatı yanında, içeriğinin nesilden nesile aktarılması görev sayılacak kadar önem teşkil eden bu şaheseri incelemek benim için bir onurdur. "Bilgiyi aktarmak" hususunda üniversite hocalarımın "samimiyet" i barındırmanın daha iyi sonuçlar doğuracağı tezi üzerine bizleri sık sık uyarmalarını referans alarak ve aynı zamanda çevremizde siyasi ideologların çokluğunun da farkında olarak tartışmaya yer vermeden affınıza sığınarak incelemeyi yapmak umarım hepimizi memnun eder. Etmese de fark etmez ya... Neyse...

    Tarihin nesnel yorumlanmasının imkansızlığı üzerine yapılan tartışmalar hala devam etmektedir. Ben genelde bunu kültürel çeşitlilik ve Fransız İhtilali' nin getirdiği Milliyetçilik akımından kurtulamadığımız ve çuvaldızı başkalarının popusuna batırmaktan zevk almamıza bağlıyorum. Tabi ki başka nedenleri de vardır diyerek kapıyı açık bırakıyorum ki sitede birilerini kızdırmayalım. Gerçi kızsa da fark etmez ya... Neyse...

    Hocam kitap bizlere şunu fısıldıyor. Ey Türk genci! Kimsin sen? Batıcılık (Avrupalılar gibi giyinme, onlar gibi konuşma, onların kahvelerinden içme) hayaliyle başka bir forma "büründürülmüş" bir aktivist mi? Arap kültürü ile muhafazakarlaşmayı ülkenin kurtuluşunda arayan bir aydın mı? Ülkesinde asfalt yol olmayan bir dönemde araba fabrikaları kurarak kendi ülkesine yabancı, dışarıdaki burjuvazi babalarına bağlı iş adamlarının oluşturduğu özel teşebbüsçü (menderes modeli) Komprador Burjuvazi mi? Kimsin sen?

    Şahsen bu soruya bir cevap veremedim.

    1950-65 dönemi aydınları da cevap verememiş olacak ki toplumsal değişmeyi Avrupaya gidip lüks camekanlarını seyredip "vaaaooooov medeniyet dediğin işte budur" diyerek değişimi alet, edevat, kılık, kıyafet, cilalı mermer taşında Viyana Valsi denemelerin başarısız sonuçlanmasıyla "sonuçta Batılı gibi" olmaya çalışmakta aramışlar. Kendi halkının fakirlikten kırılmalarını görememiş, onların dertlerini duyamamış ve edebiyatta da TÜRKÇÜLÜK, TURANCILIK, GELENEKÇİLİK BİLMEM NECİLİK tartışmalarının ötesine geçememiş, birbirlerinden ayrıldıkça ayrılmış, ötekileştirildikçe ötekileştirilmişler. "Ulan biri de çıkıp Japon modelinin gelişimini dikkate almadı" diyor Berkes. "Onlar da tıpkı bizim gibi Avrupaya öğrenci gönderdi fakat ülkelerine döndüklerinde Avrupada teknolojik açıdan ne üretiliyorsa aynısını kendileri ürettiler. Ama hiçbiri Batı gibi olmaya çalışmadılar" diyor ve ekliyor... "Batıcılık kelimesi kadar Tarihimizde bize zarar veren hiç bir kelime yoktur. "200 yıldır neden bocalıyoruz?" sorusunu taaa 1965 lerde toplumun aydınlarının bu soruyu sık sık sorduğunu ve henüz çözüme ulaşılmadığından yakınıyor Niyazi Berkes.

    Ve sayın 1K sakinleri yıl 2018. Neden bocalıyoruz? Neden zenginlerimiz çok zengin fakirlerimiz çok fakir? Neden hala yerli otomobilimiz yok? Neden tarım ülkesi olmamıza rağmen patatesi bile ihraç ediyoruz? Neden hala özgürlükten anladığımız dışarıda şort giyebilmek? Neden Allahsız bir Fetullah çıkıp diplomatlarımızı kandırabiliyor? Vergiler neden asırlardır devletimizin temel geçim kaynağı olduğu için bu kadar yüksek? Neden Gaziantepteki 2000 yıllık Zuegma medeniyetinin bizlere armağan ettiği mozaiklerin üstünde tepinen bir başkan var da bir allahın kulu sesini bile çıkaramadı? Neden gençlerimiz-bilim insanlarımız kurtuluşu yurt dışına kapak atmakta arıyor? Neden sakızın orucu bozup bozmaması üzerine program yapılır ve en yüksek reytingleri evlilik programları alır? Neden eğitimde bir arpa yol katedilemedi? Babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi?

    Bakın İngiliz Büyükelçisi Jane Marriot' un "Arap dünyasında eğitim" konulu raporundan:

    "En zeki 1. derece mezun öğrenciler tıp ve mühendisliğe gidiyorlar. İkinci derece mezunlar ise iş idaresi ve iktisat gibi bölümlere giderek birinci derece mezunların yöneticisi oluyorlar. Üçüncü derece mezunlar ise siyasete yöneliyorlar ve ülkenin siyasetçileri olarak 1. ve 2. derece mezunlara hükmediyorlar. Fakat eğitimde tamamen başarısız olanlar ise ordu ve emniyete katılarak siyaset ve iktisata tahakküm ederek isterlerse darbe yapıyorlar. Gerçekten dehşet verici olansa asla hiçbir okula gitmeyenler. Din adamı oluyorlar ve herkesin kendilerine itaat etmesini sağlıyorlar."

    ***yorum sizin*** Kitaba dönelim...

    Berkes, Kemalizmi Batıcılık sanan Muhafazakar aydınlarımızı şöyle ölümcül bir söylemle tenkit ediyor. Kemalizm batıcılık değil batıdan bağımsızlıktır.

    Fakat şöyle bir soru gelebilir akıllara. Madem batıcı değildi Mustafa Kemal neden Latin Alfabesine geçildi? Neden şapka kanunu çıkarıldı? v.s. v.s. bir gecede cahil kalmış ya hani halk :)

    Atatürk Ortadoğuyu çok iyi bilen bir askerdi. Avrupayı da iyi biliyordu. Dönemin padişahı Vahidettin' in yaverliğini yaptı. Avrupa gezilerine katıldı. Siz de olsanız hurafelerle, mollacılıkla, sefaletle, kaderciliği ve boyun eğmeyi kendine yaşam felsefesi edinmiş bir toplumla 18. yy' ın son çeyreğinde bilimde adete ciddi bir sıçrama yapmış Avrupayı kıyaslardınız. Toplumu Arap bile olmayan 19. yy Türkiyesinde Arap kültüründen gelen bağnaz izleri reformarla, devrimlerle neden değiştirmek istediğini anlamak oldukça zor olabilir. Ama yine de az da olsa Atatürk' ü anlayabilmek için bir Nutuk okuyabiliriz.

    Ha bu arada Suudiler kadınlara araba kullanma hakkını yeni vermişti değil mi?

    Niyazi abimiz şöyle bir laf ediyor " Bizim ulusal hedeflerimizle Batı yardımının hedefleri birbirine zıttır; aralarında hiçbir uyuşma ve beraberlik yoktur." Ben size Amerikanın eski ekonomik tetikçisi JHON PERKİNS' in Ortadoğu planlarını anlattığı BİR EKONOMİK TETİKÇİNİN İTİRAFLARI adlı kitabının özetini Niyazi abimizin söylemine de yorum olacak şekilde anlatayım. Bu tespiti Niyazi Berkes taaa 1965 lerde yapmış altını fosforlu kalemle çizerim. Şöyle ki; EY ORTADOĞU. EĞER BİR BATILI KULAĞINIZA "BATILILAŞMALISINIZ DURUN SİZE YARDIM EDEYİM" DİYORSA ORADAN SÜRATLE KAÇINIZ. ZİRA SİZİ BELKİ DE ASIRLARCA MAHKUMİYET ALTINA ALACAK MAHPUS DAMININ ANAHTARINI UZATIYOR DEMEKTİR.

    İrangates olayını da şuraya bırakıyorum. :)


    Türk toplumu kadar **toplumculuk** görüşünden bir an uzaklaş[maması] gereken başka bir toplum düşünemiyorum: o, onun hem tarihsel varoluşunun temeli hem ulusal birliğinin huzurdan yoksunluğunun ilacıdır. Bireycilik Türk toplumunun zehridir. der zat-ı muhterem. Yani Batıcılık bireyselleşmek demek değildir. Batıcılık Avrupaya büyülü gözlerle bakıp onların yaşam tarzına özenme eğilimi değildir. Batıcılık onlar gibi puro tüttürmek değildir. Ya da Batıcılık Ekonomi olarak düşünülürse yabancı sermayenin ülkeni tarumar edip kaynaklarını sömürmesi, özel teşebbüs kılıfıyla fabrikalar açarak karış karış ülkeni ele geçirmesi demek değildir. (Adnan Menderes Modeli)

    Türk toplumu Karakumdan günümüze kadar kendi geleneklerinin farkına varamamış zannımca. Yani bizler evet savaşmaktan, devlet kurmaktan çok iyi anlarız. (güreş, halter başarıları genetik yazılımımızla da alakalıdır) Fakat artık devir beden kaslarını geliştirip savaş stratejilerinde başarı sağlayanların değil beyin kaslarını geliştirenlerin yol aldığı bir devirdir. Bu da ancak ve ancak Atatürk' ün devrimlerinin üzerine koyarak, çağa ayak uydurarak (Batılı gibi yaşama değil), Türk toplumunu ileriye taşıyacak istikrarlı bir eğitimle , kendi bokuyla oynamadan reformcu bir bakış açısıyla devrimleri ve reformları halk tabanına indirgeyerek yapılır diye düşünüyorum. Evet sorunlarımız çok fazla evet hala istibdadî bir iktidara sahibiz fakat çok fazla şikayet ediyoruz. Konuşmaktan ziyade bireysel olarak kendi içimizde bir devrim yaratarak ilk fişeği ateşleyebiliriz. Yani Çare Sarıgül :)

    Ayrıca fazlaca dağılmadan şunu söylemek istiyorum. Amerika' nın parçala yönet dış politikasını hepimiz biliyoruz. Ortadoğunun şah damarından akan kanları da biliyoruz. Abi bir adam düşünün kendi halkını ikiye bölüp ayrıştırarak yönetmeyi iç politika edinsin. :) Kim acaba? Peki Amerikada hangi ırktansın sorusunun kaç yıl yatarı olduğunu biliyor musunuz? 5 yıl. Bizde ilk tanışmalar nasıl olur? Nerelisin?

    İslamcı Tarih anlayışı Türkü sevemediği gibi, Türk de İslamcı din anlayışı ile uzlaşamamıştır. Önceden Tanzimatta "geri kaldık" tespitine "batı neden ilerledi? Biz neden geri kaldık" sorusuna o zamanlarda verilmeyen cevap Abdülhamit döneminde "din" bir neden gösterilerek verilmişti. der Niyazi Hoca.

    Sizce günümüzde bu soruya nasıl cevap veriyoruz? 2018 Türkiyesinde. Neden geri kaldık? Sanırım cevaplarını yukarıda vermiştik. (eğitimdeki aksaklıklar, liyakat, Marriot' un raporu falan) Biz sanırım dinsizlik nedir sorusuna cevap aramamız lazım. Yani biz dinsizler ve onlar. Ayrıştırma politikası. CEHAAPE ZİHNİYETİ falan. Fanatizm. Kin. Nefret. Düşmanlık. Farkında olmadan komşusuna düşman olan o canım insanlar. Uzay madenciliği ve popkek arasındaki 7 fark nedir? falan...

    Değişime gösterdiğimiz inanılmaz bir direnç var. Bunun nedeni ne abi ?


    YAN BAŞLIK ATIN...
    KALKINMANIN İMKANSIZLAŞMASI...
    SATIR BAŞI...

    Eğer batılılaşma isteği ya da hissiyatı ne derece şiddetliyse kalkınmanın imkansızlaşması da o derece şiddetli olur. Pozitif korelasyon muydu bu? :)

    Yani Batı bize der ki, bak sen çok yakışıklı ya da taş gibi ponçik bir kadınsın. (Neden kadın taş oluyorsa artık) Senin var ya kesinlikle kaşlarını biraz daha kaldırtman lazım. Ya da şu kenarlara saç ektirmen lazım. Daha iyi yerlere gelmen için sana bir ihtiyaç yaratıyor ve sen gaza geliyorsun. Ama ne var ki kaş kaldırtma merkezi Batılılara ait ve bu işin okulunu okuman için Batıya gitmen lazım. Çünkü onlar da zeki öğrencileri topluyorlar. Ve seni kendi okullarında yetiştirip ülkene gönderiyorlar ve güzel ya da yakışıklı bir ajana dönüştüğünün farkında bile olmuyorsun. Ya da diğer bir deyişle Noel yapacağız diye zaten çöle dönmüş memleketin ağaçlarını kesmek Batılılaşmaktır ve sen bunun farkında değilsin. Bunu sadece emperyalizm olarak düşünmeyelim. Bu örnekler belki emperyalizm olarak kendisini gösteriyor ama ülkendeki sorunların büyük çoğunluğunu Batı'dan emir alan Amerikanın titizlilikle büyüttüğü çocuklarına oy atıyorsun işte. Birazcık dini bilgi; birazcık vatan millet Sakarya fanatizmi; birazcık ayrıştırıcı söylem; birazcık köprü-yol-hastane; birazcık olamayan vergi vergi vergi ve yine vergi... Sonra Kudüsün işgal edilir ve sen ne yazık ki bir kaç sempozyuma katılıp Amerikaya sallayan bir lidere inanıp BOP' un hayata geçirilişini uyuklayarak izlersin.

    Bir Batılıya sormak lazım Batıcılık nedir?

    Son sözü Niyazi Berkes' in cevabıyla bitirelim isterim.

    Batıcılık hiç bir yerde gerçekleşmemiş, sadece gericiliğe yarayan, bireyci aydın ütopyasıdır!