Profesör, her yanıtta, dev dalgalarda oradan oraya savrulan tekneler gibi dağılıyordu. Düşünceler, sorgulamalar zorluyordu yılların kemikleşmiş öğretilerini. Bilinç barajının içi suyla doluyordu. Su biriktikçe, kendisini kaldırıyor, nefes almaya başladığını duyumsuyordu. "Aman Allah'ım!" dedi içinden. Mutluluk, anlık duyguların coşmasıydı sadece. Sürekli mutluluk olamazdı ki. Huzurdu onun adı. Yıllarca peşinden koştuğu ve aradığı şey mutluluk değildi. Tabi ya, sadece Huzurdu.Peki, huzur neydi?" diye sordu kısık sesle kendine. Gülümsedi. Ve anladı ki huzur; mutluluğun ya da acının olmadığı Araf'tı...[Acı, ancak, anımsadığında duyumsanıyorsa unutulmuş demektir. Huzur da anımsanmayan acıların yaşandığı süreçtir. Acı ya da mutluluğun hissedildiği anlarda, huzur ortadan kaybolur. Diyeceksiniz ki, insan, mutlu iken huzurlu değil midir zaten? İçten içe bilir insan! Mutluluğun biteceği endişesinin yarattığı korku, huzuru huzursuz eder.]