Sevmek, kendini karşılıksız olarak adamak, sevgimizin sevilen kişide de sevgi oluşturacağı ümidini taşımak demektir. Sevgi bir inanç eylemidir, inancı az olanın sevgisi de azdır.
Eğer kendi varlığımızın kalıcılığına inancımızı yitirirsek, özümüz hakkındaki duygumuz sarsılır. Bunun sonucu olarak da öz duygumuz için başkalarının onayına bağımlı kalırız.
Ancak kendine inancı olan birinin başkalarına da inancı olur, çünkü o yarın da bugünkü gibi olacağını, neler düşünüp nasıl davranacağını bilir.
Bir başka insana “inanmak” , onun tutumundan, kişiliğinin özünün ve sevgisinin değişmezliğinden emin olmak demektir.
Bunu söylerken, bir insan fikirlerini değiştiremez demek istemiyorum, ancak temel dürtüler aynı kalır. Örneğin yaşama ve insan onuruna verdiği değer onun bir parçasıdır, değişmez.
Başkalarıyla olan ilişkide yoğunlaşma demek, dinlemeyi bilmek demektir. Çöpü insan diğerlerini gerçekten dinlemeden dinler görünür, hatta öğüt bile verir.