sedeften bir tabuta işlendi, bir
çocuğun gözlerine terkedilen kuyu.
dokundum safirden bir avluya tutuşan
gözlerimle, kimse görmedi. kimse görmedi
bir kuyuya düştüğünü yüzümün. o son
arzuda herkesin kollarını yılan çiçekleriyle
açtığını,unuttuğunu kendini kendinde o
son kelamda.acının sularında yıkandığını
dilinin, her şeyin yakıldığını, her şeyin ve
kalbinin. her şeyin bir nefeste varolduğunu
unuttuğum vakitler, her şeyin kör bir
rüyayla başladığını ve bittiğini her şeyin…
kimse anlamıyor,
ah, her şeyin kendinde bir sonbaharı var.
dağları ve suları unutsam,dokunsam
şimdi zamanına çocukluğumun,
yeniden dönsem suya ya da çırılçıplak
bir üşümeyle kendime. unutsam sesimi
örneğin, kırılmış onca şeyin hürmetine
sığınsam,sussam ve dinlesem o hikmeti,
çocukluğum olur bırakmaz beni, üşüdükçe
annem ve kandil. o büyük sırla döndüm
kendimi acıttığım yeşil suya.her yeri
yeniden yıkmalı, her şeyi yeniden,yeniden
her şeyi öldürüp dönmeli o büyük sırra.
nereye dönsem yüzümün acıyan kalbine
akıyor, üşüdüğüm her sela. sonunda herkes,