PinK

PinK
@skypiea
12 okur puanı
Haziran 2024 tarihinde katıldı
AN VE MASAL
Güneşin ve suyun tadıyla Uçunca bulutların tarlasına Orada gece yok Gece olmuyor uzaklarda Boynumda gümüş bir kafes Sadakatsiz bir cariye gibi Uzanıp kıvrıldım ayın ortasına O bir dede Ben bir tanrıça Günlerce uçtuk alacakaranlıkta Boynum ince Kalbim boş Sürdüm yüzümü ağaçlara Rüzgâra sürdüm gözlerimi acıyla Geçtiğim yollar Ve uçtuğum O gecesiz gökyüzü Bulutların tarlasında oturan Tanrı kadar yorgun Fısıldadılar: An ve masal An ve masal Bejan Matur
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yüzümdeki Kuyu'dan
sedeften bir tabuta işlendi, bir çocuğun gözlerine terkedilen kuyu. dokundum safirden bir avluya tutuşan gözlerimle, kimse görmedi. kimse görmedi bir kuyuya düştüğünü yüzümün. o son arzuda herkesin kollarını yılan çiçekleriyle açtığını,unuttuğunu kendini kendinde o son kelamda.acının sularında yıkandığını dilinin, her şeyin yakıldığını, her şeyin ve kalbinin. her şeyin bir nefeste varolduğunu unuttuğum vakitler, her şeyin kör bir rüyayla başladığını ve bittiğini her şeyin… kimse anlamıyor, ah, her şeyin kendinde bir sonbaharı var. dağları ve suları unutsam,dokunsam şimdi zamanına çocukluğumun, yeniden dönsem suya ya da çırılçıplak bir üşümeyle kendime. unutsam sesimi örneğin, kırılmış onca şeyin hürmetine sığınsam,sussam ve dinlesem o hikmeti, çocukluğum olur bırakmaz beni, üşüdükçe annem ve kandil. o büyük sırla döndüm kendimi acıttığım yeşil suya.her yeri yeniden yıkmalı, her şeyi yeniden,yeniden her şeyi öldürüp dönmeli o büyük sırra. nereye dönsem yüzümün acıyan kalbine akıyor, üşüdüğüm her sela. sonunda herkes,
yazdıkça silinen kendimin değiliyim ben cümlemi kurduğum zamanın kapısı yok kâğıdın tozunu uyandıran bu çatlak ellerimle bu çatlak, eskimiş ve paslı ellerimle nicedir suyu ters tutuyorum eğri bir bahçede kelimelerin göğsünde çarpışan atlarla koşuyorum elbet düşeceğim bir çukur bulursam gölgeme bulursam elbet üzerini kapattığım mürekkeple yıkandığım mananın ağzında belki bir leke belki beni sürdüren kendim için bir kuyu ya da şöyle diyeyim bir vaşağın sesiyle savaş çıkmış bu göğsümde yıllardır kalamam kusura boğulmuş bu gövdede bu yarılan aklımın kapısında duramam yürüyorum şimdi beni dürten o şeye