Olmak ya da olmamak işte bütün mesele budur.
Peki “olmak” neye tekabül eder?
İlk akla gelen varoluştur. Peki varoluş tam olarak nedir?
Bedene, bilince, ruha ya da erdemli edimlere sahip olmak mı?
Bunların biri, birkaçı..belki de tamamı ve daha fazlasının birlikte bir harmonisidir varoluş.
Baş karakter hakikatte var mıydı?
Agilulfo’nun varlığını referans alacağımız hakikat tam olarak neyden oluşuyor?
Görünmeyen varlığını görünür kılmak için miydi tüm titiz iş ve oluşları?
Neden bir zırhın içinde varken çıkarttığında sır oldu? Peki gerçekten kayboldu mu? Daha büyük bir bütünün içinde havadan hafif varlığını , var kılabilmek için, zırhının altında ağırlaştırırken gerçekte kimdi?
Şövalyeliği metafor olarak neye tekabül ediyordu?
Varlığının idealize bir kimliği mi?
Yaşamın ağırlığı altında uçucu kimliklerimizle ezilirken, herkesin özel olduğu bir yerde sıradan olmanın hafifliğini taşıyorken, varoluşumuzu zırhlarla giydirerek ve korumaya çalışırken tam olarak yaptığımız Agilulfo’nunkiyle aynı değil mi?
Zırh yoksa biz de yokuz..
Dışarıdan ne kadar parlak görünürse görünsün içi boş benliklerimiz yer çekiminin etkisine ancak böyle girebiliyor ve biz de bu kalabalık arasında aslen yokluğumuzla yüzleşmekten korkuyoruz..
Bu korkuyu kalın metal parçalarının içine hapsederek kendimizi hissetmeye çalışıyoruz.. varım.. ben de varım.. buradayım.. ve harika özelliklere sahibim.. bu harikalıkla tüm kalabalıkta parlıyorum ve güneş benim üzerimden yansıyor..
Gerçek bir oluş sergileyemediğimiz her an, havada hafifleyip uçuşup yok olmak yerine üzerimize giydiklerimizle ayaklarımız yere sağlam basıyor.
Herkes yerde.. bu nedenle herkes “yolda” … ve -ek türevleri..
Bir de gurdulu var.. genelde baş kahramanın olamadığı her şey olarak lanse edilmiş olan..
Benim merak ettiğim ise gurdulu