Eğer bir insanı anlamak istiyorsan davranışına değil, yaşadığı atmosfere bakmam gerekiyordu.Eğer anlayacak vaktim yoksa, yargılayacak vaktim de yok demekti.
“Tanıdığım en güzel insanlar,” der Kübler-Ross, “yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi ve kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş kişilerdir. Bu kişiler yaşama karşı geliştirdikleri kendine has takdir, direniş, duyarlılık ve anlayışla; şefkat, nezaket, bilgelik ve derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi ve sorumlulukla doludurlar.Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar; onlar oluşurlar.”
Goethe, hepimizin kendi hammaddesini elinde tutan heykeltraşlar olduğunu söyler. Yani, hayatımız da aslında bir sanat eseridir ve bu nedenle yaşam sanatını öğrenmemiz gerekir.
Nitekim Viktor Frankl da, “Yaşamak acı çekmektir ve hayatta kalmak acıda anlam bulmaktır,” derken mazoşizmi övmez, yalnızca bir gerçeği hatırlatır: “Çaresizlik, anlam olmadan acı çekmektir.” Çünkü psikanaliste göre ancak ve ancak çektiğimiz acıda anlam bulabilirsek bu acıyı kendimize dönüştürme aracı olarak kullanabiliriz. Yoksa çaresizliğin içinde kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalırız.