“Yürekte açılan yaralar, bir insanın bağımsızlığı karşılığında dünyaya ödemek zorunda olduğu çok doğal bir bedel,” der Murakami. Ve yine aynı Murakami şunu da söyler: “ Ama öylece oturup sonsuza kadar yaralarımıza bakamayız.”
Evren soyut matematiksel anlamda rastgele değildir. Yıldızların hareketleri ve evrende gerçekleşen enerji dönüşümleri tahmin edilebilir ve kapsamlı biçimde açıklanabilir. Ama doğal süreçler insan isteklerini hesaba katmazlar. İhtiyaçlarımıza karşı kör ve sağırdırlar ve bu nedenle hedeflerimizle kurmaya çalıştığımız düzenin aksine rastgeledirler.
Mutluluğu elde etmenin bu kadar zor olmasının en önde gelen nedeni, evrenin insanların rahatının düşünülerek tasarlanmamış olmasıdır. Evren, neredeyse ölçülemeyecek kadar büyüktür ve büyük çoğunluğu korkutucu bir şekilde boş ve soğuktur.
Zaten birini beklemekle erken gelmek arasında ince bir çizgi var. Ben buluşmaya her daim erken gelenler grubundanım. Kendime ve toplu taşıma araçlarına güvenmiyorum. Saniyelik bir zamanlama hatası, buluşma saatini saptırarak dev bir hatalar zincirine yol açacakmış gibi hissediyorum. Evden çıkmadan önce metronun bozulmasını, dolmuşçuların greve gitmesini, bir siyasetçinin uzun konvoyuna takılmayı, uzaylı saldırısına uğramayı ve akla gelebilecek bütün felaket olasılıklarını hesaplıyorum.
“Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık! Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.” diyor Stefan Zweig.