İç Sesim...
Bana daima doğruları söyleyen, o güzel içimin sesi...
Şimdi tam da şu an onca zamandan sonra sana yeniden dönmek istediğini söylese, onu tekrar hayatına alır mısın?
Biliyorum bu benim ne kadar canımı yaksa da, canımın yanışına aldırmadan buna “Hayır. derim,” bir daha kabul edemem. Çok sevsem de olmaz, bunu kendime yapamam. Çünkü o gittikten sonra, anladım ki her şey onunla anlamlıymış. Anladım ki, o bir başına çekip gitmemiş. Onsuz bir şarkı dinlemek istediğimde, şarkıların anlamını yitirdiğini görüyorum. Onsuz çıkıp dolaşmak istesem, bir an önce yolların bitmesini diliyorum. Onunlayken yollar hiç bitmesin isterdim. Hiçbir sokağın, hiçbir caddenin sonu olmasın isterdim. Onunla daima sonsuzluğa yürümek isterdim, oysa şimdi girdiğim ilk sokağın çabucak sonunun gelmesini istiyorum. Uyumak istiyorum, uykunun da tadının kaçtığını anlıyorum. Birden bire terlemiş bir şekilde uyanıyorum. O gittikten sonra, sayamadığım gecelerde, canımın nasıl çok yandığını yalnızca ben bilirim. O kadar çok muhtaçtım ki sesine, tenine, nefesine öyle açtım ki aşka, öyle karanlığa teslim olmuştu ki ruhum, ne sesini duyabildim, ne de nefesini hissedebildim tenimde. Yoktu, geride ne bıraktığını düşünmeden, hayatına kaldığı yerden devam ediyordu. Ve ben bir hayatımın olduğunu unutmuşken. İç yanması nedir bilir misin sen? İçin hiç alev alev tutuştu mu? Dinmek bilmeyen alevlerin içinde, hâlâ onun adına takılı kalmak nedir bilir misin sen? Mutluluğum gözlerimin önünde kayboluyordu, onca acıdan sonra nasıl olur da, ona yeniden sarılabilirim. Nasıl olur da çırpındığım kuyudan beni kurtarmadığını unutabilirim. Şimdi çıkıp gelse, uzatsa ellerini, zor olsa da, kalbimi söküp avuçlarımda çiğnenmiş gibi hissetsem de ona sırtımı dönerim...
Peki ya pişmansa?
İnsanlar daima keşkeleri hep sonradan