Sessizlik sığınaklarının gittikçe azaldığı bir dünyada tiz radyoların, bangır bangır televizyonların, çıtırdayan hoparlörlerin, ciyaklayan araba alarmlarının, çalan telefonların, vınlayan motorların, homurdanan klimaların, uğuldayan buzdolaplarının, tepemizde gürleyen uçakların ve Makine Çağı'nın hayatımıza davetsiz soktuğu işgalci ses öğelerinin, Yeats'in daha 1888 yılında hasretle andığı "arı-sesli" yalnızlığı boğmadığı sakin bir dünyaya özlem duymuyor muyuz?