"Tarih boyunca bilim insanları ve filozoflar, canlılara hayat veren bir tür yaşam gücünün varlığına inanmışlardır. Buna göre, gizemli bir ruh bir bedene girdiğinde, beden aniden canlanır ve insan gibi davranır. Birçoğu, maddi bedenin manevi bir ruhla var olduğu düalizm (ikilik) denen bir şeye inanmaktaydı.
Schrödinger ise, yaşamın kodunun kuantum mekaniğinin yasalarına uyan bir temel molekülün içinde saklı olduğuna inanıyordu. Örneğin Einstein, esiri fizikten dışarı atabilmişti. Benzer şekilde, Schrödinger de yaşam gücünü biyolojiden uzaklaştırmaya çalışacaktı. 1944 yılında Schrödinger, yeni nesil savaş sonrası bilim insanları üzerinde derin bir etkisi olan What Is Life? (Hayat Nedir?) adlı öncü bir kitap yazdı. Burada, yaşamla ilgili en eski soruları yanıtlamak için kuantum mekaniğini kullanmayı önerdi. Schrödinger kitabında, bir genetik kodun bir şekilde bir canlı organizma neslinden diğerine aktarıldığını gördü. Bu kodun bir ruhta değil, hücrelerimizdeki moleküllerin dizilişinde saklandığına inanıyordu. Kuantum mekaniğini kullanarak, bu ana molekülün ne olabileceği hakkında teoriler üretti. Ne yazık ki 1940'larda, moleküler biyoloji hakkında bu soruyu cevaplayacak kadar çok şey bilinmiyordu.
Ancak iki bilim insanı, James D. Watson ve Francis Crick, bu kitabı okudular ve temel bir molekül arayışı fikri onları büyüledi. Watson ve Crick, moleküllerin çok küçük olduğunu ve onları görmenin veya manipüle etmenin imkânsız olduğunu fark ettiler. Bunun sebebi, görünür ışığın dalga boyunun bir molekülden çok daha büyük olmasıydı. Ama ellerinde bir başka kuantum hilesi daha vardı: X-ışını kristalografisi."