Yazabildiğim için değil, yazmak istediğim için yazabiliyordum.
Adamakıllı yazmak ihtiyacı hissediyorsam kime neydi?
Bu denli dalabiliyorsam, yaşıyorsam eğer, yaşayabiliyorsam.
Onca düşüncenin içinden fırsat bulduğum kadarıyla nefes alıyor, kalanında hayretler ediyorsam kendime.
Nasıl oluyor da hiçbiri bir diğerine karışmıyor.
Dingin bir vaziyet alıp,
Gökyüzüne hakimiyeti vermek istercesine baş kaldırıyorum.
Bu neye yarar bilmiyorum ama hissettirdiği duyguyu seviyorum.
Eminliğin verdiği teslimiyetle yüksek iradeyi dinliyorum.
Sadece dinliyorum sessiz, sakin, durgun..
Dinliyorum sağ ve solumda, gökte ve yerde.
Kanat sesleri, güneş, dalgalar, rüzgar,
mavi en çokta maviyi duyumsuyorum.
Ve martılar..
Ne denir bilmiyorum,
Onlarda ki hürriyete nasıl aşığım bilseler.
Ağlanacak halimize bizimle dinliyorlardı.
Dikkat ettim de anlaşılmak isteyen halimize gülüp geçmeden, bir kanat da onlar vurmuyordu.
Ademoğlu henüz ehlileştirememişti her şeyi.
Satın alınamayan gökyüzüne bakıp gülümsedim.
Tenime değen güneşe, yüzüme esen rüzgâra, elime alabildiğimce suya, derin bir nefese, sonra bir kez daha şükrettim..
Ve bir kez daha.. ve binlerce..