Sessizliğin kilidini açamam, ama sessizliğin kilidini açmak zorundayım, ona saldıramam, ama saldırmak zorundayım. Bu çalılar benim, çalılardan çocukluk ve toprak kokusu geliyor, saklanmak için en iyi yeri bulmuşum, burada beni asla bulamazlar, kış uykusuna yatıyorum ve zamanı bu dünyayı terk etmek üzere olan biri gibi deneyimliyorum, zaman ardımda askıya alınmış ve ben evimde evsiz, durgunluk haline kök salmış vaziyette yatıyorum.
Hayat hızla geçiyor. Kendi kendimize sorduklarımız dışında sormaktan kaçındığımız ne kadar çok önemli soru var, hem de açıklamaları ve bildikleriyle katkıda bulunabilecek kişiler hala hayattayken. Onlara başvurup cevap talep edebiliriz, ama yapmıyoruz. Neden? Ne kadar yalvarıp istesek de cevap alamayacağız zaten, ya da bu kadar zahmete, aşağılamaya, tatsızlığa değmeyecek. Tatsızlıktan kaçınmak için önemli bilgilerden uzak duruyoruz, oysa bir tane kısacık hayatımız var ve bu çözülmeyenler, bilinmeyenler hayatımız boyunca bize eziyet edecekler, özellikle geceleri, değil mi?