"Birine ulaşabilmek, iletişim kurabilmek, aşkını, derdini anlatabilmek, sevildiğini duyabilmek, özlem giderebilmek o yıllarda gerçekten çok zordu. Zor olduğu için de çok kıymetliydi. Bir kızı bir kez olsun görmek için bin derece sıcağın altında günlerce dolaşmak, bir olasılığa tutunarak yaşamak, mektup beklemek, mektubu geç almak, buluşmayı kaçırmak o zorlukların birer parçasıydı. Bir mektup, bir kısacık bakış, ayaküstü bir konuşmanın mutluluğu aylarca tazecik yaşardı içimizde. Biz galiba birinin yokluğunu sevmeyi, sevmek zannettik. Özlemek imkânsızlıkla büyür, büyüdükçe aşkı da güçlendirirdi."
"Babam ellerini arkasında kavuşturmuş, başı dimdik gülümseyerek bakıyordu uzaklaşan otobüse. Bilirdim bu bakışını. Üzüntüsünü sırtındaki görünmez heybeye saklar, göğsünü korkmuyorum der gibi hayata açar, dağ gibi dururdu. Öyle güçlü görünürdü ki, çevresinde kim varsa o dağa yaslanır. Yaslansınlar diye yapardı bunu. Yaslanalım diye..."