"Burası özel bir mezarlıktır" demiş. "Buraya gömülen insanlar mezar taşlarının üstüne gerçek yaşlarını değil hayatta mutlu oldukları günleri yazarlar. Kimi 21 gün kimi 37 gün. 52'yi geçen çıkmadı daha."
Bekçiye teşekkür edip ayrılmışlar. İlyas bir süre sonra Mardin'e dönmüş, uzun bir ömür sürmüş. Ölüm döşeğinde oğullarını başına toplamış ve demiş ki "Size bir vasiyetim var. Mezar taşıma aynen şöyle yazacaksınız: İlyas-ı Habır bitti. Anasından doğru kabre gitti."
"Tarih bu üç kadının çığlığını boğmuş, benimkini de boğmaya çalışmıştı. Ama ben onların sessiz çığlıklarını yükseltecektim. Hem Maya, hem Ayşe, hem Mari, hem daha resmini bile görmediğim Nadia idim. Hem Müslüman, hem Yahudi, hem Katolik'tim. Yani insandım."
"Aramızdaki temel fark ne, biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar ve din görüyorsun!
Peki sen ne görüyorsun bakalım?
İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan."
"Irk olarak değil, bu kelime katliamlardan kurutularak Anadolu'ya sığınan insanların kurduğu bir koalisyonu anlatıyor. Yeni bir hayat, yeni bir ülke, yeni bir ulus. Yoksa Orta Asya'daki Türk ırkını vurgulamıyor."