Klasik felsefeye baktığımızda insanın tanımı “düşünen canlı”dır. İnsanın gerçek serüveni düşünmekle başlar. Düşünen insan aynı zamanda üreten de insandır. Çünkü düşünceler bir süre sonra ister istemez üretmek de isteyecektir. Üreten insan ayıran insandır. İyiyi kötüyü. Güzeli çirkini. Yanlışı doğruyu.
Farabi’ye göre siyaset bilgelik gerektiren bir sanattır. Ve bilgelik ancak adil insanlarda olan bir şeydir. İyiyi gözetmek, kötüye karşı durabilmek, doğruyu savunmak, yalana karşı savaşmak, hak yememek, insanların hakkını savunmak. Bunlar ancak doğru bir kişilikte olabilecek niteliklerdir…
Yalanlara inanmaya başlayan insan tehlikeli bir insandır. Kendisinden sonra gelecek bir nesli bile zehirleyebilir o insan. Çünkü o insan doğrularla yüzleştiğinde o doğrulara açık ve yüksek bir sesle “yalan” diyebilir. Bizim günümüz toplumlarında yaşadığımız şey de tam olarak bu aslında.