Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Baskı ve ikiyüzlülük birbirini doğurur. Güçlü olanın haklı olmaya ihtiyacı yoksa, daha çok yaşamak isteyen için ikiyüzlülükten başka kapı kalmaz. Anlam bozulur, sahte mahkemelerde acıklı bir ciddiyetle vahşete onay verilir. İşte o ikisi birbirinin şahidiyken evladım, ruh değil çürümüş zaman bulunur yaşadıkları yerde.
Sana ne derlerse desinler sen her zaman kendi kurallarını koy. Ve ne olursa olsun, kendi kurallarını çiğneme, onları kaybetme. Başkalarına değil ama kendine verdiğin sözleri de kaybettin mi yok olursun. Önce gölgen yiter sonra da yıkım gelir. Cehennem, içinden soğuk bir lav gibi çıkar, bedenin soğur ve kırılır ilk vuruşla…
Yaşam bir doygunluk arayışıydı. Elimizden geldiğince her şeyi yaşamalı, yaşama doymalıydık. Yoksa günü geldiğinde, geri dönüp denecek bir ‘’Tüh be!’’nin karşılığı yoktu ve bu, bizi o son nefese kadar kalan hayatımızda çaresizce üzerdi. Doymalıydık. Ama doyduğumuzu bilecek kadar da akıllı ve uyanık kalmalıydık ki bu kez de aç gözlü biri olarak girmeyelim toprağa.
Belki de bu yüzden hayattan tümüyle vazgeçilmiyordu. Sadece alıştığımız için yaşıyorduk. Fakat bu alışkanlığı o kadar çok seviyorduk ki, gelecekle ilgili hiçbir umudumuz olmasa da az daha fazla yaşamak için harıl harıl önlemler alıyor, bütün tırnaklarımızı anlayamadığımız bu canlılığa geçiriyor, orada bir anlığına bile olsa daha fazla tutunmak istiyorduk.