Karanlığın İcadı, adeta insanın gündelik hayatın içinde sessizce büyüttüğü karanlık hâlleri odağına alıyor, büyük olaylar ya da çarpıcı dramatik kırılmalar yerine, sıradan anların içindeki huzursuzluklara ve bastırılmış duygulara yoğunlaşıyor.
Birbirinden bağımsız dokuz öyküden oluşan bu eser, doğrudan bir olay örgüsü kurmuyor; ancak ortak bir atmosfer ve ruh hâli etrafında dolaşıyor. Karanlıkta sert ve güçlü bir yürüyüş!
Kitap hızlı ve rahat bir okuma vaat etmiyor; aksine okuru yavaşlamaya ve rahatsız edici sorularla baş başa kalmaya davet ediyor. Bu yönüyle, iyi hissettirmekten çok, kalıcı bir etki bırakmayı amaçlayan çarpıcı bir öykü derlemesi.
Her öykü bittiğinde bir durup nefeslenmek, uzun uzun düşünmek isteyenlere keyifli okumalar…
Her tarafı kameralarla çevrili, attığınız her adımın izlendiği, her hareketinizin kontrol edildiği, güç ve para ile oluşturulmuş kast sistemine göre bölgelere ayrılmış, nüfus planlamasının sıkıca kontrol edildiği, her an bir çatıda konuşlanmış keskin nişancılar tarafından öldürülebileceğiniz daha kötüsü saniyeler önce var olan sevdiklerinizin yanıbaşınızda öldürülebileceği; ama refah ve bolluk içinde yaşadığınız, para, barınma ve iş bulma derdinizin olmadığı bir bir devlet düzeninde yaşasaydınız nasıl olurdu? Kabul eder, düzene ayak mı uydururdunuz yoksa insan olmanın tüm gereklerini hunharca reddeden bu düzeni yok sayıp var olmak için mücadele mi ederdiniz? Kitaba ait tek hayal kırıklığım tüm akıcılığına rağmen yazılamayan sonu. Distopik bir dünya önünüzde akıp giderken sanki daha farklı, daha mücadeleci bir son beklerdim. Yine de okunmaya değer. Yazarın okuduğum ilk kitabı, diğer kitaplarını da en kısa sürede edinip, okumak istiyorum. Böyle olsaydı nasıl olurdu üzerine düşünmek için keyifli bir tercih oldu. Tavsiye ederim.
Siz de imkanlı/imkansız, gerekli/gereksiz, sıradan/önemli binlerce listenin baş yazarı mısınız? O zaman bu kitap tam size göre! Bir sabah hiç bilmediğiniz bir yerde uyanır ve yanıbaşınızda kendi el yazınızla hazırlanmış 17 maddelik bir liste bulsanız ne yapardınız? Kitap kendisini sonuna dek okuttuğu ve nitelikli edebi dili nedenli alkışı hakediyor. Fazlasıyla doyurucu satırlar; fakat ara ara olaylar arası bağlantı kuramadığım ve havada kalan bazı sorular nedenli bitirdiğimde bir ‘’Eee noldu şimdi?’’ hali olmadı değil. Yer yer yaptığı siyasi göndermeleri ve eleştirel dilini beğendim. Keyifle okunacak bir ilk roman. Okuyacaklara ve liste müptelalarına selam olsun.
Canan Tan’ı yıllar yıllar önce, belki ortaokul belki de lisenin ilk sıralarında okumuştum en son. Eroinle Dans, Yüreğim Seni Çok Sevdi, En Son Yürekler Ölür gibi herkesçe bilinen o meşhur kitapları ile tanımıştım. O zamanlar belki popüler diye, belki yaşıma hitap eden anlatımı nedenli, kim bilir belki de iflah olmaz bir hayalperest ve romantik olduğum için kitaplarında kendimle özdeşleştirdiğim kimi karakterleri sebebiyle sevdiğimi anımsıyorum. Seneler sonra, o eski günlerin hatırına yeniden kalemini anımsamak ve kadın olmanın tüm o ağırlığını, mini öykülerle satırlara dökmesini arzu ettiğim için elime aldım kitabı. Ama okuduklarım bende hiçbir etki yaratmadığı gibi; kitabın edebi dilden yoksunluğu ve geçmeyen duygusu ile kendisini hiç sevemedim. Yine de emeğe saygıdan ve cinsiyetinin zorluğu altında ezilmiş tüm o şiddet, tecavüz, taciz mağduru kadınlar hatırına puanladım. Merak edenler için kitap zaten incecik, bir kaç saate bitiyor. Ama beklentiyi minimumda tutarsanız hayal kırıklığınız da o denli az olur. Keyifli okumalar.
Beş şiddetinde bir kasırganın, kendilerini vuracağından habersiz çukurun dibindeki hayatlar ve yine de umut etmek. Üç erkek kardeş ve bir de alkolik babaya sahip, annelerini en küçük kardeşinin doğumunda kaybetmiş Esch’in ağzından dinliyoruz bu hikayeyi. Katrina Kasırgası’nın vurduğu zenci ağırlıklı ötekileştirilmiş ve fakir bir hayatın üyesi karakterler, tüm hayatı basketbol olan ve bir gün çok iyi olduğunun herkes tarafından görüleceğini umut eden Randall, bir köpeğe insanlardan daha fazla değer veren inatçı ve güçlü Skeetah, dünyaya gelmeye karar vermiş, karnında filizlenen yeni hayatla baş etmeyi köpek China’dan öğrenen Esch, hala korunup kollanmaya muhtaç, anne sevgisini hiç yaşamamış küçük Junior ve Çukur’un ötekileştirilmiş diğer karakterleri. Hayata tüm kazıklarına rağmen tutunmaya çalışan paramparça hayatlar. Aşk, dostluk, aile bağları, arkadaşlık, mücadele ve daha bir sürü şeyi barındıran sıcak bir hikaye. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı, sabırsızlıkla diğerlerini de okumayı arzuluyorum. Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar, pişman olmayacağınızdan emin olabilirsiniz.