Son günlerde kitapların limanına sığındım. Bir kitap bitirip aynı gün içinde farklı bir kitaba başlıyorum. Okuduğum her kitabı benimseyip kitabın karakteri oluyorum. Yaşadığı günü, bulunduğu ortamı,
"Lâkin Saruman'a gelince! Saruman komşumuz olur: Onu gözardı
edemem. Bir şeyler yapmam lazım gelir kanaatimce. Son zamanlarda sık sık
Saruman hususunda neler yapabilirim diye
Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi de geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. Aslında bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. Sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle kararlar alınamazdı. Yaşamış birinin ölü yargılarıydı bu
kararlar. Şimdi her satırı, “bu satırı da neden yazdım?” diyerek öfkeyle bir öncekine ekliyorum. Aziz varlığımı son dakikasına kadar aynı görüşle ayakta tutmak gibi bir görevim olduğunu hissediyorum. Çünkü başka türlü bir davranışım, benimle küçük de olsa bir ilişki kurmuş, benimle az da olsa ilgilenmiş insanlarca yadırganacaktır. Oysa, sevgili Bilge, aziz varlığımı artık ara sıra kaybettiğim oluyor. Fakat yaralı aklım, henüz gidecek bir ülke bulamadığı için bana dönüyor şimdilik. Biliyorum ki, bu akıl beni bütünüyle terk edinceye kadar gidip gelen aziz varlık masalına kimse inanmayacaktır.
Lady Lyndon’a karşı içimi hızla kaplayan o mutlak tiksinti ve nefretten bahsetmiş olsam da ve duygularımı gizlemek için (çünkü ben tamamen dürüst ve açık sözlüyümdür) özel bir çaba sarf etmemiş olsam