ÜMİT YILMAZ, Kuşlar Yasına Gider'i inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Hasan Ali Toptaş Türk edebiyatındaki en iyi kalemlerden.Daha önce post modern tarzda yazıyordu.Ama son iki romanında biraz daha net romanlar yazdığını görüyorum.Aslında ben post modern tarzı Hasan Ali'yle sevdim denilebilir.Bunun için Heba adlı romanı beni çok sarmamıştı.Fakat o romanı da çok iyiydi.Kuşlar yasına gider ise insanı iki açıdan çok etkileyen gerçekten güzel bir roman.Bir kere her zaman olduğu gibi dili çok iyi kullanıyor,kendine has sözcükler harika.Roman su gibi akıyor.Bir erkeğin gözünden babanın hastalanması,yaşlanması ve kaybı çok iyi,şiirsel bir dille anlatılmış.İkinci hoşuma giden yanı da kendisi hakkında kitap yazan Mesut Varlık'a buradan cevap verişi.Çok popüler olmaya çalışmayan ketum bir adam diye bildiğim yazar bu romanında ,kendisi ile ilgili yanlışlara tepkisini belirtmiş.Mesut Varlık yazdığı kitapta roman kahramanlarını yazarın kendisi olduğu varsayımıyla hareket etmiş.Hasan Ali de bu varsayıma yaptığı itirazlar yerini bulmayınca,bu romanındaki kahramanı Aziz'i roman yazarı olarak tanımlamış.İnceden dalgasını geçmiş.Hasan Ali toptaş'ı ilk defa okuyacak olanlar için iyi bir başlangıç kitabı. Ama yazarı gerçekten tanımak için daha önceki romanlarından-Heba hariç- mutlaka birini daha okumak gerekir düşüncesindeyim.

Hasibe, bir alıntı ekledi.
17 saat önce

Kıskanç değilim fakat başkalarına bakma.
Beni çıldırtacaksın.

Son Kuşlar, Sait Faik Abasıyanık (Sayfa 93)Son Kuşlar, Sait Faik Abasıyanık (Sayfa 93)
Emine Bozkurt, bir alıntı ekledi.
Dün 15:16 · Kitabı okuyor

Çocuğun kız ise senindir, erkek ise önce senin, sonra arkadaşlarının, daha sonra sevgililerinin olur, ve en son da karısının!

Kanadı Kırık Kuşlar, Ayşe Kulin (Sayfa 106 - Everest Yayınları)Kanadı Kırık Kuşlar, Ayşe Kulin (Sayfa 106 - Everest Yayınları)
şule uzundere, Ağrıdağı Efsanesi'ni inceledi.
20 Şub 22:42 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Yaşar Kemal çok sevdiğim bir isim ama yazardan en son okuduğum Tek Kanatlı Bir Kuş ve Kuşlar da Gitti kitapları beni tatmin etmemişti, İnce Memed’deki, Binboğalar Efsanesi’ndeki o büyülü dili bulamamış, o eşsiz zevki alamamıştım. Ağrıdağı Efsanesi bu açıdan beni tatmin eden bir kitap oldu. Daha yılın ilk ayındayız ama bu yıl okuduğum en iyi kitaplardan biri olabilir. Ağrıdağı Efsanesi yazarla tanışmak isteyenler için de en uygun kitaplardan biri.

Aysun Çelik, Altıncı Yok Oluş'u inceledi.
18 Şub 12:04 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Dünyanın yaşadığı en kötü olay, yaşamın başına gelen en kötü şey nedir? Bir an için her şeyi unutun ve bu soruya odaklanın. Bilgi birikiminizin ışığında zamanda geriye doğru kısa -ama uzun- bir yolculuk yapın; seçenekleri gözden geçirin, bir kenara ayırın veya eleyin. Ne buldunuz? Birçok canlıyı tehdit eden ani iklim değişikliği mi? Türlerin %90'ını yokeden veya azaltan buzul çağı mı? Kilometrelerce alanı etkileyen devasa çapta volkanik patlamalar, korkutucu tektonik faaliyetler, küçük canlıları tehdit eden büyük yaratıklar ya da büyük-küçük ayırmaksızın hepsini yokoluşa sürükleyen göktaşı mı? Sonuç? Muhtemelen hepsi ama hiçbiri! Gözardı ettiğimiz ancak hepsini gölgede bırakan bir seçenek daha var elimizde. O kadar küçük, o kadar çelimsiz ki dikkatimizden kaçırmamız mümkün. Kimden bahsettiğimi artık anladınız. Sizden bahsediyorum, bizden, homo-sapiens'ten, insandan.

"Ben n'alaka şimdi" diyenleri duyar gibiyim. Ha ha, tebrik ederim komik çocuk! Böyle devam et. Diğer canlıların yokolması umursanacak bir şey değil neticede. Sen hayatta kaldığın sürece, türünü devam ettirebildiğin ve bulaşıcı bir hastalık gibi yayılabildiğin sürece hiçbir şeyin önemi yok. Kendin için ne gerekiyorsa yapabilirsin, sorun yok buna izin var, doğru veya yanlış olması gerekmiyor, doğaya faydalı veya zararlı olması gerekmiyor, yeter ki sen iyi ol. Öldürerek yaşa, yok et ama sakın yok olma. Vay canına, ne zekice ama!

Jared Diamon şöyle aktarıyor: "Şahsen ben, Avustralya'nın devlerinin on milyonlarca yıl yaşanan sayısız kuraklıkta hayatta kalıp da tam olarak ve tesadüfen ilk insanların geldiği zaman neredeyse aynı anda ölmeyi tercih etmelerini anlayamıyorum." Kesinlikle! Huzurlarınızda, homo-sapiens! İşte, sayısız türle beraber sahnedeki yerini alıyor ve birdenbire ışıklar kapanıyor. Ta ta! Hokus pokus, homo sapiens artık sahnede yalnız. A, ama, bir dakika! Bakın, kıyıya köşeye saklanmış birkaç tür var şuralarda.

Tüm bunların bir hikayeden ibaret olduğunu düşünebilirsiniz. Bu sizi rahatlatıyorsa inanmakta özgürsünüz. Soyu tükenmiş birçok canlının gerçekte hiç var olmamış birer yalandan ibaret olduğunu da düşünebilirsiniz. Kabul ediyorum, bu da çok rahatlatıcı bir düşünce. Mamutlar, dinozorlar, Neandarteller, Denisovalılar, hepsi yalan, hatta gözümüzün önünde tükenen ve yapay döllemeyle sayıları çoğaltılmaya çalışılan gergedanlar, pandalar, bazı kuş türleri, amfibiler vs. hepsi yalan değil mi? Ah, şu aptal insanlar, tüm bu yalanlara nasıl da kanıyorlar. Öyle değil mi komik çocuk?

Peki ya auk'lar? 1700'lerde sayıca fazla olan şu uçamayan kuşlar mı? Ta kendisi! Bekle bir dakika! Yoksa bu zırvaya inandın mı? Ah Tanrım, bu kadar aptal olma. Yani, kim gerçekleştirebilir ki böyle bir vahşeti? Kim, soylarını kökten kazıyacak kadar avlayabilir onca hayvanı, kim auk etini pişirmek için bile aukları yakacak olarak kullanabilir, kim bir adada son iki tane kalan auk'u da vurup dokuz dolara satabilir? Sanırım ben onu tanıyorum, homo sapiens: Tanrı'nın cennetini düşleyip, yaşadığı cenneti cehenneme çeviren şu iki ayaklı felaket.

Belki Tanrı da bu yüzden istememiştir bizi, buna ne dersin komik çocuk, o güzelim arka bahçesini mahvettiğimiz için!