• Artık demir almak günü gelmişse zamandan, Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
    Biçare gönüller!
    Ne giden son gemidir bu!
    Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
    Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
    Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
    Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden, Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

    Yahya Kemal Beyatlı
  • Bizim Büyük Çaresizliğimiz

    Kitabı ratgele buldum. İlk 20 sayfa ne diyor bu yav diyerek neredeyse bir kenara fırlatacaktım. Sonra olaylar birden belirginleşmeye ve tek tük anlamlar çıkmaya başladı. Biraz daha sabredeyim dedim ve nihayet bitirebildim. Kitabın ilerleyen bölümleri İki dostun çaresizliği ve aşklarıyla yüzleşmek zorunda kalmalarıyla derinleşir. Durum bariz iki ucu sivri değnektir. Ancak sevilen kızın konudan haberi yoktur. Trajikomik anılarla dolu olaylar, biri kel diğeri göbekli iki tip.
    Hikaye ise şöyle;
    Sıradan geçen günler birbirine ulanarak akıp giderken, Ender ve Çetin isimli iki arkadaşın evine, Fikret' diye bir arkadaşlarının kız kardeşi gelir. Kızın gelmesini Fikret rica etmiştir. Ender Ve Çetin bu kızın doğumunu dahi hatırlamakta onu ta o zamanlardan tanımaktadırlar.
    O güne kadar bir bekar evinden ibaret olan ev Niall'in (kızın adı budur) gelmesiyle renklenir ve artık orta yaşa merdiven dayamış olan bizim çaresiz iki entelektüelimiz kendilerini yeni bir atmosferin içinde bulurlar. Ender de, Çetin de Nihal'e aşık olurlar. Bu durumu birbirlerinden dahi saklasalarda ikisi de kıza karşı birbirlerinin ne hissettiklerini tahmin etmektedirler.
    Bir gün Nihal Enderden bir şiir yazmasını rica eder. Enderde bir panik. Fakat şiiri yazmayı başarır. Kızın odasına bırakır şiiri. Ve Nihal okul dönüşü şiiri okur, beğenir ve şiir hakkında içinden geçenleri gelir Ender'e söyler. O günden sonra Ender nedeni belirsiz bir şekilde kızdan uzaklaşır, kız da Enderden... Ve Nihal eve seyrek gelmeye ve Ender'i görünce hemen sıvışmaya başlar.
    Yine günlerden bir gün Nihal iki arkadaşını şiir dinletisine götürür. Orada şiir okuyanlardan biri erkek arkadaşı Boradır. Bizim iki müzmin bekar için bu yeni bir durumdur. Hatta acıklı bir durumdur ancak çaresiz kabul ederler.

    Bir süre sonra Nihal Boradan hamile kalır. Bir öğle vakti bu durumu Çetin'e anlatır ondan yardım ister ve Ender'e söylemesini rica eder. Ama Çetin olanları Ender'e anlatır.
    Hikaye Nihal'in evden ayrılıp gitmesiyle sona erer. Bu arada Nihal üniversiteden mezun olmuş ve ağabeyi Fikret'in yanına Amerika'ya gitmiştir. Amerikadan Ender ve Çetin'e bir mektup yazar.
    Son satırlar bu mektupla ve Ender'in ihtiyarlık planlarıyla sona erer...

    Okunmalı...

    Vesselam.
  • Yazarın yazdığı ilk ve son roman. Ayrıca İlk Türk gerçekçilik romanı denemesi... Ve bence ilk olmasına rağmen gayet başarılı. Bir takım eksiklikler ve gereksiz uzatılmış bölümler olmasa gayet eğlenceli bir roman. Ama dediğim gibi ilk olması bazı durumları gözmezden gelmemiz için yeterli.
    Osmanlının son dönemlerinin yaşandığı ve batıcılık kavramının ne denli yanlış ve yersiz algılandığının açık kanıtlarını taşıyan kitap Fransız seviciliği ve "Avrupalı gibi olmak" akımını da irdelemektedir. Bu yönüylede ilklerdendir.

    Gelelim kitaba...

    Bihruz bey babası vezir olan zengin bir miras yedidir. Bu zenginlik vefatıyla, tüm mal varlığını oğluna bırakan babasının eseridir. Babanın sağlığında aile sürekli iller gezmekte ve Bihruz beyin eğitimi aksamaktadır. Babanın son tayini çıktığında annesi Bananın yanında gitmek istemeyip oğluyla İstanbul'da kalmış ve genç Bihruz beyin yarım yamalak eğitimi böylece tamamlanmıştır.
    Babasının ölümü Bihruz beyde pek derin bir etkiye neden olmamakla birlikte aklı kıt mirasyedi birdenbire ne yapacağını bilemediği yüklü bir servetle ortada kalakalınca aklına gelen ilk şeyi yapmış paranın altından girip üstünden çıkmıştır. Kosa sürede babasının yıllarına mal olan varlığını tarumar etmeyi başarmıştır.
    Bihruz beyde nerden geldiği bilinmeyen bir takım istibdatlar bulunmaktadır. Bunlardan birisi Fransızca öğrenmek ve öğrenmek ve öğrenmek... Diğeri ise her türlü at arabası. Özellikle Lando ismi verilen pahalı ve gösterişi olan arabalar...
    İşte mirasyedimiz baba parasını un ufak edip borca bulandığı o dönemde, bir dostuyla kendi arabasında hergün biteviye tekrarladığı "kenti şöyle bir turlamak" isimli alışkanlığı gereği kısa seyahatini tamamlıyor ve yol üzerinde açılışı yeni yapılacak olan bir kent bahçesine de şöyle bir uğramayı düşünüyordu. Tam o esnada yanlarından Lando bir araba geçti. Bihruz bey arabanın içinde iki kadın olduğunu seçebildi. Ve arkadaşını arabadan savarak kadınların peşine düştü. Kent bahçesine giren kadınlar kendilerince havuz kenarında zaman geçirmeye ve Bihruz bey tarafından dinlenip izlendiklerini bilmeden kendi aralarında konuşmaya başladılar. Kadınlardan güzel olan periveş hanımın söylediği bir kelime Bihruz beyi derhal etkiledi. Ve kadına sarı bir gül hediye etme cesaretinde bulundu. Kadınlar olayın dalgasında olmaları bir yana bu çiçeği kabul ettiler ve oradan uzaklaştılar. Bundan cesaret alan Bihruz bey onların arkasından gitmeye ve Periveş hanımın "haftaya yine gelelim" sözünü sevgiliye verilen bir randevu gibi algılayarak sevinçten çılgına dönme seviyesine gelmiştir. Ertesi hafta tekrar gelen Bihruz bey bir hafta boyu genç kıza acıklı bir şiir karalamış, içli ve insanı sürükleyen bir mektup yazmıştır.
    Nihayet sözü edilen gün iki kadın gelir ve arabayla o yakınlarda dolaşmaya başlarlar. Bu araba adi bir at arabası olmakla birlikte Bihruz bey duruma pek aldırış etmez. Bir şekilde mektubu kadınlara verir ve kadınlar uzaklaşırlar. Bu olaydan sonra periveş hanım ortadan kaybolur. Bihruz bey iki ay onu arar, bulamaz. Bu sırada kızı tanıyan Bihruz beyin devlet dairesimde beraber çalıştığı bit genç Bihruz beye kızın öldüğünü söyler ve Bihruz bey için o andan sonra matem dönemi başlar. İşin açıkçası kız hafifmeşrep karakterde hoppa ve züppe birisi ve ilk gün yanında beraber geldiği kadın ise kötü bilinen bir kadındır. Tesadüfen Lando araba kiralayarak Bihruz bey üzerinde zengin, kültürlü, batı terbiyesi görmüş bir aile etkisi yapmışlardır. Delikanlının aşk acısı çekme nedeni budur. Öte yandan Periveş hanımın öldüğünü söyleyen arkadaş ise çocukluktan yalan söyleme alışkanlığı olan ve nadiren doğru konuşan bir tiptir. Yani Periverin ölme haberi gerçek değildir.
    Ancak matem gerçektir. Bihruz beyin duyguları gerçektir. Bu itibarla Genç mirasyedi yataklara düşer ölüm kalım savaşı verir. Kendini çok zor toparlar, vicdanını geç rahatlatır...

    Bir gün annesiyle Ramazan ayı münasebetiyle yazlığa taşınma kararı alır. Oralarda yalnız yürüyüşlere çıkma ve Periveş hanımın üzerinde bıraktığı boşluğun acısını kendi başına çekme hevesleri taşımaktadır. Bu yürüyüşlerin birinde Periveşle karşılaşır. Gözlerine inanamaz. Delirmiş insan haraketlerine bürünür. Kızın yaşıyor olmasına bir türlü inanamaz.
    Konuşma arasında kıza Lando arabanın nerede olduğunu sorar ve acı gerçeği yani arabanın kira arabası olduğunu kızın ve yanındaki soytarı kadının ortalık kadını olduğunu yüzü çarpılmış, kulakları uğuldar bir halde duyar... Ne yapacağını şaşısır. Tam o anda yanlarından bir Lando araba geçmektedir. Şöyle seslenir " pardon". Ve lando arabaya doğru koşmaya başlar...


    Vesselam.
  • Sonra gittin.
    Birlikte kışlıkları naftalinleyecektik.
    Söz vermiştim unutmayacaktım gözlerini
    Bir yeşil fanila gibi ipte, alıp ütüleyecektim.
    Herkese iyi akşamlar demeyi öğretecektim gözlerine.
    Sonra gittin.
    Çocuk oldum bir daha, ağladım.
    Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı.
    Kitaplar, aşk, her şey.
    Her şeyi son bir kere daha kurtaramazdım.
    Keşke nane şeker gibi mentollü bir buluttan doğaydım
    Sonra gittin.
    Beyaz bir küf büyüdü evde, tersten yağan kar gibi.
    Keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı.
    Çocuk oldum sonra ağladım, yağmur bile beni ayıpladı.
    Söz dedim, söz verdim.
    Ruhumu gömdüğüm yer hala belli.
    Güneşi özledim, sonra seni
    Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.
    Didem Madak
    Sayfa 44 - Metis Yayınları
  • Gelin
    Bir pazarlık yapalım sizinle ey insanlar!
    Bana kötü
    Bana terkettiğiniz düşünceleri verin
    O vazgeçtiğiniz günler, eski yanlışlarınız
    Ah, ne aptalmışım dediğiniz zamanlar
    Onları verin..
  • Bir şairden söz etti
    Ölümüyle bir ülkeyi hatırlatan.
    Bir şairin ölümü nedir diye sordum ona.
    Bir şair öldüğünde bir dil Tanrı katına yükselir.
    Duyduğumuz harflerin yükselişidir
    Yas ve keder olan gönüllerde
    O yükseliş.
    Bir şair öldüğünde bir ülke
    Onu çağıran cennetten önce
    Araf'ı hatırlatır.
    Bekleyen ruhlar ve beklenen son
    Kadimin tamamlandığı yer.
    Ve son belki de.
    Harflerin uzaklaşması
    Ve bulması Âdem'in adları.
    Tüm adları ögrenrniş olan.
    Ne agır bir yük
    Ne hüzünlü.
    O orman
    Harflerin ve adların karıştığı
    Ne hüzünlü
    Ve ne kadar içinde başlangıcın.
  • büyüdüğünü, hiç yıkılmaz dediğin dağlar kendi kendini yıkınca anlıyormuş insan..
    olacak gibi olanlar son anda olmayınca...


    -Kemal Hamamcıoğlu