• Son yolcunun adı Atilla İlhan'dı
    Dostu yoktu yalnızlığı vardı.
    Gözlerini görseniz korkardınız
    Polis'ten kaçıyordu derdiniz
    Bir cinayet işlemişti derdiniz
    Halbuki kendinden kaçıyordu..
  • Kasım' da bitiyor işte ayın son yapraklarına bakıyoruz. Ne kadar cok benzemişim sana biliyormusun? Yeri gelmiş durulmusum, yeri gelmiş sende bir dalga olmuşum, ve yeri gelmiş senin dilinde Söylemişim Ezgimi.. Biliyorum, ne yazsam seni anlatmayacak. Ne cizsem beyaz kagıda, sen oLmayacaksın. Seni anlatmaya yeltendiğim herbir Sözcüğüm yandı tek bir sözcük var zulamda. İyi misin.. İnsan degisebiliyormus da herkes gibi deil senin gibi yani sana benzemek gibi. Senin dalgalarına benzemek yani ben gibi öyle hırcın, öyle asi, öyle alıngan ve öyle suskun..
  • Döşemelik kumaşların daha yeni başladığı zamanlardı
    Her adımını özenle ve deliksiz başlıklarla saydığım
    İsa geldi ve ol dedi arkamdaki binlerce anahtara
    Şarkı söylemeye başladık onca itiraza rağmen hepimiz
    Paris savaştan yeni çıkmış üzgün ve bekar
    Asgaard nereden bulaştıysa baştan kokuyor en azından
    Gözlerimizin önünde eriyen gençliğinden eser yok
    Hiç biri, kimse gibi birisinin etkisinde kalmamış
    Sus dedi göklerden gelen o yüce ses, sus ve dinle
    Bağırdık onca anahtarla beraber gökyüzüne ve sana
    Sayamadı hiç kimse gölgeleri yanı başımızda ağlayan
    Sayamadı kimse medeniyetten henüz çıkan bilmeyen
    Bırak dedin güneşli yolda yürürken bizsiz ve hissiz
    Eve dönecek misin -bilmiyorum - bana - düşünmüyorum
    Evrende değişen tüm ışıklar düzelir belki zamanla
    İhtiyaç duyulanlar özlenir belki alışkanlıklarda
    Yedi gün geçti, yasak olmayan kelimelerin arasından
    Yedi koca gün, güneşli ama bizsiz, senli ama hissiz
    Asgaard, Paris hepsi merakla bakmakta uzaklara
    Bir ses verdi İsa sonra, piyano başladı çalmaya
    Anahtarlar açıldı olanca dişleriyle, gök yarıldı
    Olması gereken tüm başlangıçlar ve sabahlar
    Seninle birlikte unutuldu, hepsi yarına kaldı
    Döşemelik kumaşların yeni toplandığı zamanlardı daha
    Işıksız kaldı son dünyam da sen gittiğinden beri
  • Bu hem benim ilk inceleme yazım, hem de kitabın sitedeki ilk incelemesi. İnceleme değil gerçi incelemecik diyelim biz.

    Kitaplığımda günümüzde yaşayan şairlere ve adı az duyulmuş şairlere özellikle yer vermeye çalışıyorum. Öldükten sonra haberler vasıtasıyla haberdar olunacak, ah vah edilecek isimlerden biri de Hüseyin Peker bana kalırsa.

    Bugün "Yer Bezinden Bir Köle" şiir kitabıyla Hüseyin Peker'den ilk kitabı okumuş oldum. Bu şiir kitabı aynı zamanda Ceyhun Atuf Kansu 2000 Şiir Ödülü'nü kazanmış. Dili çoğunlukla sade. Bazı bazı üstü kapalı anlatımları varsa da çoğunlukla anlaşılır bir yakın dönem şairi. Uzun cümlelerle kuruyor şiirlerini. Şiir bu, herkesin alacağı lezzet başka olur ama ben genel anlamda okurken sıkılmadım, beğendim.

    Haydar Ergülen'in onunla ilgili görüşlerini de eklemek istiyorum şuraya. "Bazı adlar vardır, yıllar yılı sizde yaşar, çok eskiden birkaç şiirini okumuşsunuzdur, sonra uzun süre rastlamazsınız hiçbir yerde ama unutmazsınız, bir yerlerden çıkıp gelip bir sürpriz yapacağını bilirsiniz. Hüseyin Peker'de bende yıllardır yaşayan şairlerden biriydi. Tam olarak onun şiiri filan bıraktığına inanmak üzereyken, yalnız şiiriyle değil romanlarıyla da geldi, ki dönüşü muhteşem oldu diyebilirim."

    Son olarak bir de Hüseyin Peker'in ilk şiir kitabı İnsan Arkadaşınındır kitabına adını veren şiirini de buraya bırakıyorum.

    https://youtu.be/0TrKOAIA8HU

    Keyifli okumalar.
  • 1) SEZAİ KARAKOÇ – MONA ROSA

    Mona Rosa, tek gül anlamına gelir. Anlatılana göre üniversite yıllarında Sezai Karakoç bir okul arkadaşına aşık olur ve ona açılır; fakat reddedilir. Bu duruma çok üzülen Sezai Karakoç ona şiirler yazmaya başlar. Monna Rosa şiiri de böylelikle ortaya çıkmıştır. Şiirin her kıtasının baş harflerine bakınca Muazzez Akkayam isminin ortaya çıktığını görürüz. Günler geçer ve mezuniyet töreni gelir, Sezai Karakoç bu şiiri okur ve şiir çok beğenilir. Tören sonrası Muazzez Akkayam yanına gelir ve teklifinin hala geçerli olup olmadığını sorar. Sezai Karakoç’un ise gururu aşkının önüne geçmiştir ve şimdi de ben seni kabul etmiyorum diyerek Muazzez Akkayam’ı reddeder.

    “Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
    Meyveler sabırla olgunlaşırmış.
    Bir gün gözlerimin ta içine bak:
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.”

    2) YAHYA KEMAL BEYATLI- SESSİZ GEMİ

    O dönemlerde genç Nazım Hikmet Heybeli’de okuyor ve hafta sonları ailesinin yanına geliyordu, Yahya Kemal’den şiir dersleri alıyordu. Bu süreçte evliliğinde bir takım sıkıntılar yaşayan Celile Hanım ile Yahya Kemal arasında sessiz bir aşk başlar ve bu aşk kısa süre içerisinde çevrelerinde duyulur. Tabi Nazım’ın da kulağına gider ve “Muallimim olarak girdiğiniz eve babam olarak giremeyeceksiniz..” yazdığı notu hocası Yahya Kemal’in cebine bırakır. Bunun üzerine Yahya Kemal aşkını derine gömmüş ve kendini geri çekmiştir.
    Celile Hanım her ne kadar eşinden boşanıp onunla evlenmek için her şeyi göze alsa da Yahya Kemal evlilikten her zaman korkmuştur. Celile Hanımı olan derin sevgisi bile onu evlenmeye ikna edememiştir. Zaman içerisinde bu büyük aşk sona ermiş ve yolları ayrılmıştır. Sessiz Gemi şiiri de Celile Hanımın Heybeli’den İstanbul’a dönüşünü Yahya Kemal’in gözünden bize anlatır.

    “Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
    Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
    Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
    Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

    Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
    Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
    Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
    Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!

    Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
    Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
    Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
    Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.”

    3) ÖZDEMİR ASAF- LAVİNİA

    Şiir, güzelliği dillere destan Mevhide Beyat’a yazılmıştır. Özdemir Asaf ona derinden aşıktır; fakat aşkına karşılık bulamamıştır. Yıllar sonra Lavinia şiiri ile bu karşılıksız kalmış aşkını dile getirmiştir. Gerçekte asla bir araya gelemeseler bile şairin yüreğinde hiç ayrılmamışlardır.

    “Sana gitme demeyeceğim.
    Üşüyorsun ceketimi al.
    Günün en güzel saatleri bunlar.
    Yanımda kal.
    Sana gitme demeyeceğim.
    Gene de sen bilirsin.
    Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
    İncinirsin.”

    4) ABDURRAHİM KARAKOÇ- MİHRİBAN

    Mihriban, Abdurrahim Karakoç’un tek aşkıdır ve bir semboldür. Gerçek ismini hiç açık etmemiştir Karakoç. Aşkı karşılıklıdır; fakat kız tarafından hep “hayır” cevabını almıştır. Yıllar sonra bir arkadaşından onun evlendiği haberini almıştır ve ona olan aşkını satırlara dökmüştür. Onun için iki şiir yazmıştır. Mihriban şiiri ise sonradan Musa Eroğlu tarafından müziğe dökülmüş ve dilden dile dolanmıştır.
    Bir gün kendisine onu görmek ister misin diye sorulduğunda:
    – Niye görelim ki? Öyle kalsın. insanın gönülde kalması, gözde kalmasından daha iyidir.
    diye cevap vermiştir Abdurrahim Karakoç. Bu aşk ise ilk günkü saflığı ve temizliğiyle dizelerde yaşamaya devam etmiştir.

    “Sarı saçlarına deli gönlümü,
    Bağlamıştın, çözülmüyor Mihriban.
    Ayrılıktan zor belleme ölümü
    Görmeyince sezilmiyor Mihriban.

    Yar, deyince kalem elden düşüyor,
    Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor,
    Lambada titreyen alev üşüyor.
    Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban.”

    (alıntıdır)
  • Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
    Sevgili Dost,
    O'nun adıyla başlamak, kalbe öyle bir kuvvet verir ki, meşguliyet ne kadar çetin, ne kadar girdaplarla dolu olursa olsun, sonsuz irâdenin emânetidir artık...

    Sevgili Dost
    Neden insanlar kendi çıkmazlarının ağrısını, başkalarının mutluluğuna gölge düşürerek dindirmeye çalışıyor? Neden kendimizi kabullenmek yerine, bir başkasının erdemine imreniriz.Her insan muazzam bir haritadır.
    Ruhun sarp yokuşları, olağanüstü manzarayı görmek içindir, dinginliği bulmak için göl kıyısında bir çakıl taşı ışıltısı, bir mısranın serinliği...Çöl kızgınlığında içimize attığımız adımlar, kimsenin görmediği asude ziyalar...

    Sevgili Dost;
    İnsan uçurumunu da sevmeli, yankının son bulduğu, sesine ses gelmediği anları da bilmeli...Ki O'nun görüntüsünü hissedebilsin, görüntüsüyle bile varolmanın o hiçbir ruha sığmayan derinliğine erişebilsin...Yalnızlık, O'nun Sonsuzluğu'dur Dost...Kendi sonsuzluğumuza, bir an gibiyiz...

    Sevgili Dost;
    Bir kuşun tevekkülüyle taşıyabilseydik bize verilenin direncini, ah bu azalmalar çağında, ölmeden olmanın izahı yok ve başıboş bir avuntudan öte değil bildiklerimiz...İçimiz dünyanın rengini alalıberi, bütün ubudiyet şerhleri terkeyledi bizi...Zamanın virgüllere tahammülü yoktu ve bitmemiş cümlelerle ahdi soldu...

    Sevgili Dost,
    Sızıyor anların dehlizinden, varlığın sırları...Azaldığı bir yanılgıdır zamanın, gün yarını büyüten bir annedir.Bìldim, asıl yokluk, varlığın kalbine inen vehimmiş.Bildim, ben'im dediklerim, zaaflarıma vefa imiş.Bildim bildiklerim sanrılardan bir dağ imiş, Bildim konuşmanın tadı susmakta pinhan imiş, Bildim bu zaman, sualsiz kabul değil, yanılgı mektebiymiş. Bildim, ilim ince bir hesap, varım diyene girdap, hiç'im diyene arkadan yırtılan gömlek imiş...

    Sevgili Dost,
    Masum görünen dünyevi bir heves zamanla hırsa dönüşür, sonrası hasettir, haset kalpte kini besleyen bir oluktur, kin büyüdükçe, şeytanın lâyık görüldüğü en bedbaht mertebeye, kibre dönüşür...Heveslerimiz hezimetlerimizdir...

    Abd makamına talip olmak için 'ben'i, her fırsatta kuyulardan çekip çıkarmak yerine, kuyunun derinine 'ben' keçesini sermeli...
    Bil ki ; hayret dahi, ilm-i vazifelerin ve yıldırılmamış bir iç muhasebenin ünsiyetine kanat geriyor...

    Sevgili Dost,
    İnsan hissettikçe kavrıyor içine sırlanan mucizevi sonsuzluğu...Belki de hepimiz kalbinde ki göğü arayan yılgın kanatlarız...Yahut yelesinde ki rüzgârı ayaklarında ki çatlaklardan bilen yılkı atlar...Yılkı cümleler yaralıdır Dost...Allah için sarfedilmeyen emek emânete eziyet,zahmettir. Oysa zahmetin Rahmete inkişafı, yâlnız kâlbin secdeden ayrılmaması ile mümkündür.

    Özledim…
    O umursamaz hallerinde bile
    İçinde ki çağlayanları görebilme mutluluğunu…

    Sevgili Dost,
    Samimi olandan daha tesirli bir söz, hakiki olandan daha derin bir cümle yoktur.
    Bazen ağır gelir içimizin boşluğu...
    Ansızın artar dozu şiirin...
    Zaman içinizi adımlar, meczup yangınıyla.
    Anlamak diye biri, üfler kandilini hecenin
    Zihnin pervazlarında tüllenir, o istihza...Çünkü gün batımı bir ayrışmadır artık, umursamaz ışığın, karanlıkla sırt sırta verişi.Göz kapanmazsa eger yaş kirpiğe takılır.
    Acı, bütün kirpikleri olgunlaştırır...Rahman’a azalan nefesinle şükredersin, biliyorum gececek Rabb’im dersin, daha büyük mucizelerin var senin…

    Sevgili Dost,
    Çocukken sokaktan geçen seyyar satıcının sesi hayatın neşe ile akıp gittiğinin emaresiydi. Şimdi hiçbirşey duymuyoruz içimizde ki uğultudan başka...Kent,hala iç sesimizi bastırabiliyorsa , acının adabını, hassasiyetin ve zerafetin hayatı kavrayan derinligini soldurmuşuz demektir… Başkalarının tebessümünü yitirmeye başlayınca azalıyor insan'' demişti annem...Şimdi anlıyorum, birinin tebessümünü yitirmenin, saf coşkuyu ve temelinde yatan ince sızıyı, o mukaddes hüznü özleyecek kadar uzak düşmek olduğunu...

    Sevgili Dost,
    Soluğunu kesen, hayatın üstüne örttüğü kanatları değil, ölümün lahuti sırları olsun...Nedir ki düş-ledigin şiir, özmısraların yanında?..İnan kendine ve bunun için başkalarının sana inanmasını bekleme!..

    Sevgili Dost,
    Şimdi her makas, her kumaşı lime lime ediyor,
    {S}özün sesi o kadar yüksek çıkıyor ki, özü susturuyor...
    Kıvrılalım h/içimize...
    Sessizlik ve ertesi,
    Tıkırdasın sonsuzluk tavan arasında...
    Kim dünü kapatmamıştır, yarının yarasına?..Bir içleniş kadarız, yankı bulursa sesimiz bir başka içsesin uçurumunda ne âlâ. An'ki izdihamdır, canı nefsinden ayırmaya izinli, biz dahi yitiğiz katremizde...

    Geçmişin hüzünlü sadeliği, bugünün aranan şiiriyse, hızla tükeniyor oluşumuzdan...Hüzün kendisinden azad eder insanı, mutluluk ise esir eder kendine...

    İnsan kendinden başlar özlemeye...Ağlıyor muydun?..O herkesin ilk iyilik hasadı, sesin miydi kanayan...

    Sevgili Dost,
    Benim binlerce düğümden yaptığım bir gemim vardı, benim...Alaboradan dümen, dümenden alabora...İçim gök benizli kuşların kanadında sallanan bez parçası, içim... Ölmek direnmekti ya, ölemedim...

    Sevgili Dost,
    Sonlar lûtuftur bazen,başlangıçlar azap...Ah o İlk anın derinliğiyle sürdürebilsek hayreti... Yargılarımızla bölmesek, keşkelere kurban etmesek...

    Sevgili Dost,
    Herşeyin azında ki lezzeti,düşlemenin hazzında dahi bulamazsın.
    Ne olmuş kelimesizsek...
    Birbirimizin kimsesiysek...
    Alışmaktan ziyâde ölüm yok Rabb'im demiştik...Fikrimiz fakirse de, merhamet et içsesimize...

    Ateş taşın ruhudur Dost!
    Göğün turabı ah'tır.

    İçimde kundurası delinmiş bir sağnağın ceziri ve Sen halâ ufka nazır bir avlunun kanat sesi, medd-i enisim, güzneva soluğumsun!..

    Sevgili Dost,
    Sen sana mı imreniyorsun
    Bilmez misin ellerim silik, gözüm görmüyor
    imrenen sensen imrenenilen de sensin! Elinden başka su verenim yok, dilinden başka söz edenim, ve gözünden baska ışık nicedir bilinmez oldu!...

    Sevgili Dost,
    Her insanın melekliğe ve şeytanlığa iştiyakla meyleden yanları vardır,mesele bizim hangisine yakınlık duyduğumuzla ilgilidir...Dakikalarca düşündüm üzerine, Araf’ı düşleyen halimizi düşündüm, düşlediğimizi bilmeden gece gündüz Arafa yaptığımız hazırlığı, durmadan köşeye attığımız belirsizliklerimizi, uçlara çekilmiş kimliklerimizi, ansızın uçuruma koşan ve tam boşluğa savrulacakken, kendi boşluğumuzdan yükselen vaadlerimizi…

    Takât, Aşk'ın terazisidir Dost,
    Titrer "Ya Hu!.." ölmeden evvel ölenlerin nefesinde...
  • İnsanlar.. Ah Kendini Bilmez İnsanlar...

    Yazacaklarım asla kişisel algılanmasın..Lütfen..ve yorum istemiyorum..
    Söz uçar yazı kalır diye yazma gereği duydum..

    "Yazının asıl sahibi kendini biliyor zira..!"

    Kendisi bana yazdıklarından dolayı, daldan dala konan begendıği profillere eminim ayni sözcuklerle yazan sanal kişilik hali ve hayaliyle oturmamış dengesiz tutarsız kişiliğini ispat etti.
    Bunları asla yazmak istemezdim..had bildirmek değil amacım...Sadece dostumla konuşurken bana "o" kişiyi savunma sözleri..yazmama sebep oldu...

    "Paylaşım ve yorumlarina baktığınızda son derece efendi saygılı eli kalem tutan yazar edebiyatı kuvvetli şiir dünyası derin..ama...kendi karekteri zayıf..maalesef ne istediğini bilmeyen, karışık ruh hali ve karanlık bir profil..!

    Burda şunu gördüm...zaman zaman hesap açıp kapayanlar kendiyle barışık olmayan sorunlu sıkıntılı kişiler...gibi geliyor bana..ne kadar uzak o kadar iyi...
    Beyefendi..! de bu grup içinde..Kalemi kuvvetli ve derin Şair Bey.. Sizi çok iyi analiz ettiğimi mesajda bildirmiştim..Ve hemen beni engellemiştiniz.! Sonra ne oldu bilemem açtınız bir süre sonra hesabınızi kapatıp sanırım ön çalışma yapıp hesabınızı profilinizi değistirip yeniden açtınız..şimdi gördüm..engelimi kaldırmışsınız..

    Beklentilerinizin ne olduğunu biliyorum.! ve yanıltmadınız..
    Ben kimseyi engellemem...şimdi buyrun...açtığınız engeli yeniden kapayın..
    Hâlâ sizi koruyup laf söyletmeyen..beni zan altında tutan arkadaşa da burdan selamlar...dikkat et kendine gönlü yüzü kendi güzel dost...inanma..! senin bu tip konularda işin olmasada benden dolayı engellenebilirsin..!

    Burası bana göre değilmiş..su an İstanbul'dayım baba ocağında..hafta sonu dönüyorum evime..işime..arada uğrar bakarım sadece...

    Selamlar sevgiler...sayfayı en güzel şekilde değerlendirip bilgi akışını birbiriyle paylaşabilenlere..
    Ve...
    Seni; tanıdığım için burası bana en güzel hediye olarak seni ve dostluğunu verdi...hala iyi niyetli kirlenmemiş düşünce ve yüreğe sahip olanların var olduğunu sesinle sözünle hissettirdin...müteşekkirim...
    güzel dostum şiir dolu yüreğinden öpüyorum😗ve bekliyorum...

    Sevgiyle bilgiyle şiirle dostlukla anlayışla bir bütün olalım daima...🌾🌾🌾