“Çünkü ben şarklıydım ve şarkıma bağlıydım. Sevdiğim ve kendine yakın hissettiğim kadının mutlaka düşüncelerimin ve kuvvetimin esiri olmasını isterdim.”
“Bir ara başımı kaldırıp etrafımdakilere baktım. Hüngür hüngür ağlayan bu yiğitlerin hepsi askerdi; hem de dünyanın en korkusuz en sağlam askerleri!.. Göğüslerinde yaralar, ayaklarının altında kan, ateş; dere-tepe demez haftalarca, yalınayak, gömleksiz yürür; günlerce ekmeksiz, susuz kalır; şikayet bile etmeden; tüfekleri ile düşman tanklarına, toplarına karşı koyarlardı. Ama şimdi ağlıyorlardı. Türkistanlarından uzakta, bu yabancı topraklara bıraktıkları kardeşleri için, bir asker gibi değil, yetim ve öksüz çocuklar gibi en acı gözyaşlarını döküyorlardı.”
“Şimdiye kadar yalnız bir baba görür, anlar diye düşünmüştüm. Ama yanılmışım! İçimi hiç kimseyi açmayacağım artık, diyordum. Ana evinden ayrıldığım gün, kendi çizdiğin yolda yürü diyen sen değil miydin, baba? Dünyanın boş hırslarına kapılma, diyen sen değil miydin?”