"Duygu; bir gerçek değil, birçok gerçek görüyordu. Hangisinin asıl gerçek olduğunu da ayırt edemiyordu. Belki de, birilerinin deyimiyle, gerçeği büküyordu?"
"Fikirler, bir otobüs durağında sıraya girmiş yolcular gibi birikme yapıyordu zihninde. Kalemi harekete geçmedikçe de bir yere kıpırdamıyorlardı. Aralarında ezilmemek, nefessiz kalıp boğulmamak, tıkanıp kalmamak için yazıyordu."
"Asıl kabullenemediği, bu dünyayı daha güzel bir yer yapmak isteyen narin bir ruhun fütursuzun biri tarafından darp edilmesine hiçbir şeyin, medeniyetin bile, engel olmayacağı düşüncesiydi."
'Duygu Uygarlığı' son zamanlarda okuduğum hem en akıcı, hem de en edebi değeri yüksek kitap oldu.
Kitap sanatla içli dışlı olan iki kardeşten biri olan Duygu'nun kaleme aldığı Duygu Uygarlığı isimli kitabın girişiyle başlıyor ve roman içinde roman okuyoruz. Bu kısım çok ince hesaplanmış ve iki romanda birbirleriyle ahkenkle haraket ediyor. Yazarın kalemi, olaylara bakış açışı, karakterlerin detaycılığı ve bunu aktarım yöntemi çok başarılı.
Özellikle Duygu'nun yazdığı satırları okumak, bunun okurda bıraktığı etki çok başarılı. Yazar bir yandan karakter geliştirmesi yaparken diğer tarafta okurda da "Acaba?" güzelce derinleştirmesi en sevdiğim kısımlardan biri oldu. Özellikle Karl Marx gibi isimlerin kitabın belirli yerlerindeki sohbetleri kitaba aslında bulunduğu anlamlardan öte anlamlar taşımasına çok yardımcı oluyor.
Duygu Uygarlığı kesinlikle okunması gereken kitaplardan ve eminim ki okuyan herkes bu kitaba bayılacak.