Denilebilir ki hayallerinizin erkeği ya da kadınıyla veya esasen hayatınızın herhangi bir tutkusuyla karşılaşmadan önce genele yayılmış ve boşlukta asılı bir hüsran hissederken, bu mucizevi nesneyi bulmanız hüsranınızın kaynağını tespit etmenize yarar. Aşık olmak, tutkunuzu bulmak, sizi neyin hüsrana uğrattığını tespit etme, tasvir etme ve ortaya koyma girişimleridir. Bu açıdan neye ihtiyaç duyduğumuzu, Lacan'ın terminolojisiyle neyin eksik olduğunu bulma ve anlama çabası içindeyizdir. Peşine düştüğümüz kökenler hüsranın kökenleridir. "Neyin noksan olduğunu bulmanın amacı onu yerine koymaktır; en azından bir yoksunluğu gidermenin ilk aşaması neden yoksun olunduğunun keşfedilmesidir." şeklindeki araçsal, pragmatik, sağduyulu düşünce mantığa uygundur.
Aşık olduğunuz insan aslında rüyalarınızın erkeği ya da kadınıdır; daha tanışmadan önce onu haual etmişsinizdir - yoktan değil, zira hiçlikten hiçlik çıkar, ama yaşanmış veya arzulanmış deneyimlerinizden. O kişiyi o denli net bir biçimde ayırt edebilmenizin sebebi onu bir anlamda zaten tanıyor olmanızdır; onu bunca zamandır beklemiş olduğunuz için ezelden beri tanıyormuşsunuz gibi gelir, ama aynı zamanda size gayet yabancıdır. Tanıdık yabancı kişilerdir onlar.
Gururlu irade mi hüsrana uğratır, yoksa -gurur ya da kibir belli hüsranlar karşısında çare olarak geliştirilmiş bir ruh hali olduğuna göre- bizzat kendisi mi hüsranın bir ürünüdür?