• 640 syf.
    Calloway Sister'ların hepsini çok seviyorum, onlarla ilgili her şeyi de çok seviyorum ama en favori çiftim kesinlikle Raisy. O kadar çok şeyle baş ettiler ki, o kadar çok acı çektiler ki onlara karşı büyük bir sevgi duymaktan başka bir şey yapamıyorum. Lily ve Lo'da çok fazla şeyle baş etti ama her zaman birbirlerine sahiptiler yolculuklarında Ryke ve Daisy gibi birbirlerini bulmak zorunda kalmadılar. Bu da Raisy'i benim en sevdiğim Calloway Sisters çifti yaptı tabii.

    Kitap o kadar uzun ve acıyla dolu ki ne söylesem spoiler olacak, spoiler vermekten çok çekindiğimden değil ama bu incelemeyi yazmak için o kadar çok bekledim ki kitabı okurken hissettiğim her duygu bana kalsın istiyorum. Bu yüzden çok da detaya girmeyeceğim.

    Raisy'nin verdiği mücadeleleri okumak gerçekten çok özeldi. Like Us'ı okurken en havada kalan olaylar onlarla ilgiliydi. Kesinlikle bu kitaptaki gibi olaylara mücadele ettiklerini tahmin edemezdim. Ne kadar güçlü olduklarını okumak benim için güzel bir şoktu.

    Anlamadığım tek olay kitapta, hiçbir zaman evlat edinmeyi düşünmemeleriydi. Ne zaman çocuk meselesinden bahsedilse, biyolojik olmayacaksa hiç olmayacak şeklinde baktılar. Neredeyse kitabın sonuna kadar Daisy'nin asıl isteğinin hamilelik tecrübesini yaşama ve bir çocuğun her türlü gelişimine tanık olma istediği olduğundan hiç bahsetmediler. Hatta sonunda bile tam olarak böyle olduğunu kanıtlayacak bir şey olmadı. Ama kitap o kadar uzun bir zaman dilimini anlatıyor ve o kadar dolu ki, çok da üzerinde düşünmek istemedim bu konunun.

    Asıl üzerinde düşündüğüm olaylardan biri Garrison ve Willow'du bu kitapta. Adlarının her geçtiği anda içimdeki fangirl çığlıklar attı. Some Kind of Perfect'i bitirdiğim için neler olduğu ve olacağı ile ilgili bilgim var ama bu deli gibi ezberleyene kadar Whatever It Takes'i okuma isteğimi köreltmiyor. Aynı zamanda bitmesini istemediğim için okuyamıyorum da. Ama bu başka bir kitabın konusu tabii.

    Raisy'nin hikayesi hak ettikleri bir sonla bitti bu kitapta. Bu nedenle hem mutlu hem de çok üzgünüm. Bu aile hakkında yazılmış bin kitapları bile olsa yazarların okurdum, ama yeterince çektiler ve hak ettikleri mutluluğa kavuştular. Sullivan'ın kitabında -Wild Like Us- gelecekleri ile ilgili okumak için şimdiden sabırsızlanıyorum.
  • Yorulursun!
    Yaşadıkların sana bir yol olur, gittikçe bitmez, gittikçe uzar. Sonunda bi çıkış yoluna olan inancın bazen seni yarı yolda koyar, bazen de yoldaşın olur yanında gider.
    Bazen çok çok iyi bilirsin sonunun son olmadığını, bazen bilmeden bi anda düşersin bi çıkmazın içine. Hayat dediğimiz şey en garip şey değil mi ki; her gün aynı şeyleri tekrar tekrar yaşıyoruz.
    Aşk...
    Bi döngü hayat döngüsünün içinde. Birini seversin sevilmezsin, sevilir ama sevemezsin.
    Biriyle olursun hiç bitmeyecek sanırsın, biter.
    Başka olmayacak dersin yeniden başlar.
    Bu bu şekilde devam eder. Hayattaki acılarda böyle işte tam bitti dediğin yerde başlar.
    Üstelik en ağırı, daha zoru.
    Kimse için kendine kızma
    Bir gün kimin için ne yaptıysan
    Ha bir eksik ha bir fazla
    "Yapmasaydın" olacak unutma
    Sanma ki iyi insanlara hep iyiler denk geliyor
    En çok kötülükler iyiler de bulunur
    Kimseye kanaat etme
    Sen düştüğünde yere, elinden tutanı unutma
    Bir de, seni yerde görüpte kafasını çevirip gideni
    "Yoruldum" diyorsun, belki yaşadıkların çok ağır
    Belki yaşanmışlıkların,
    Belki yaşıyor oldukların
    Bakma herkes lafta "iyi" işte -tıpkı senin gibi-
    İçine baksan bi herkes yorulmuş bir şeylerden
    Usanmış ve canı yanmış -hem de oldukça fazla miktarda-
    Korkma Allah varken kimseye ihtiyacın yok
    Ve sen hep kalbinin iyi olmasını sağla
    Bir gün herkes ettiğini bulacak nasılsa
    Al hayatını eline
    Hesapla
    Kim neyi ne kadar hak ettiyse
    Ona göre ver notunu
    Sana iyilik yapanı da unutma koy aklına
    Kötülük yapanı da
    ...

    01.06.2017  Perşembe

    A.U

    (Bu kadar yazmışım keşke devamı da olsaymış)
  • 456 syf.
    ·17 günde·4/10
    Şuan kitap hakkında kötü bir yorum yaparsam ilk kitaba"senden önce ben " ihanet edecekmis gibi hissediyorum. Yazar kitabın sonunda ki teşekkür bölümünde lou karakteri için okuyucuların hayal gücünde bu kadar canlı bir şekilde yaşamaya devam etmeseydi ikinci kitabı yazmayı düşünmezdim demiş. Bence keşke ikinci olarak devam etmeseymiş. Lou ve will ilk kitabın sonundaki gibi kalmalıydı hafızamızda bence. Çok zorlama ve gereksiz uzun bir kitaptı. Ilk kitabın büyüsünden ruhundan eser yok. Bu kitabin son çeyreği keşke bağımsız bir kitap olsaydı ve biz lou ve will gibi lou ve sam karakterlerine de hayran olsaydık. Neyse ki bitti...
    Ama şuan en büyük sorun 3. Kitaba başlayıp bu seriyi okunacaklar listesinden çıkarsam mi yoksa araya biraz kitap sıkıştırıp sonra mi devam etsem? Bilmiyorum.
    Iyi akşamlar ve keyifli okumalar...
  • 80 syf.
    ·Puan vermedi
    bu kadar etkileşimin oldduğunu keşfedince biraz heyecan yapıp yazılanın görüldüğü bir mecra kefşetmiş olduğum için incelememi bilgisayar başına geçip daha geniş bir perpektifte yazmaya karar verdim.

    teşekkürler şimdiden.

    Şimdi soruyorum size!

    Kimdir böcek ha?

    Şöyle der kabataslak anımsadığım kadarıyla "gregor samsa bir sabah hummalı rüyalardan uyandığında kendini kocaman bir böceğe dönüşmüş olarak buldu"

    Şimdi soru yine şu; kimdir böcek?

    Gregor samsa toplumum mahalle baskısı daha aza indirgersek aile baskının buna şirketteki müdürü annesi babası arkadaşları vs hepsi dahil ederek düşünmek istiyorum. tüm bunlara karşı bir böcek olmak bir sabah ne kadar kötü olabilirdi.

    ya abi böcek değil o metafor laaaan??? tamam geçelim bu ekşi sözlük goygoyunu.

    ben de bunu diyorum şöyle düşün bir sabah uyandın ama önceki 1000 sabah uyanıp işe gittin evin kredisini evin ihtiyaçlarını karşıladın.

    ve bir sabah uyandın dedin ki böceğim ben bitti benden bu kadar ben galiba böceğim bu birinci düşünce şöyle
    her sabah işe git hırçın bir şekilde dışardaki hayata kafa tut
    metrobüse bin metro elinde çanta sigorta şirketi araba vermemiş bir şeyler düşün bunu hayal et kendini düşün
    düşündüm.

    askere gideceğim bir dönemde celp kaybı yaşadığım için 8 sene boyunca çalışıp işten ayrıldım ve 6 ay yatmak gibi bir boşluğa düştüm ki dinlenmiştim.
    o ara bir sabah annem üstümden yorganı çekti ve git iş bul dedi.

    erkeksin sen toplumda senin yerin eve ekmek getirmekle yükümlü.

    o dönemimi gregor samsa olarak geçirdim
    2. düşünce ya da gregor samsa olmayı seçtim ben miydim böcek yoksa siz miydiniz?

    böcek muamlesi görüyordum ki böcekler gibi karanlıkta yaşıyor gündüzleri uyuyordum. bu mental bir durum diyelim işin felsefi metafor tarafına gelirsek iğrenerek bakılırsın.
    ha bir sabah böcek olarak kalktın
    ha bir gün filanca kişi adam olmaz o tembelin teki dedi. aynı şeydir bu ikisi.

    ya da benim gibi asıl böcek sizlersiniz dersin
    ben kitabı okuduğumda asıl böceğin gregor'un dışında kalanlar olduğunu düşünmüştüm.
    sonuçta kendin olmak böcek olmak demek değildir.
    dışa vurmanın karşılığı böceklik metaforuyla yaftalanır. doğrudur. doğrudur diyorum çünkü
    şöyle demiştim geçen bir yazımda
    bir suçu kaç kişi aynı anda işlerse o artık suç olmaz?

    bu kitabın bende iki yüzü vardır

    ya sana böcek muamelesi yaparlar kuralları reddettiğin için o sabah işe gitmedin diye mesela bir arkadaşım 10 yıldır çalıştığı işe bir cumartesi günü hasta olduğu için 10 yılda bir o gün gitmemiş

    pazartesi herkes sormuş nasıl olduğunu
    sebebi şudur sen rutini bozarsan tepki alırsın sen rutini işleyişi aksatırsan tehdit olursun o zaman sana böcek derler

    ya da yeraltından notlardaki gibi faresindir.

    size şöyle bir spoiler da vereyim bu kitabın çıkış noktası zaten yer altından notlar kitabındaki bir cümledir.

    40 yaşında bir fare gibi bir cümle geçer 8. sayfa veya o civarda bir yerde.

    benim daha kati görüşüm gregor dışındakilerin böcek olmasıydı
    bana göre gregor hariç herkes böcek oldu o sabah
    hadi oradan böyle saçmalık mı olur ha?

    olur kitabın sonunda gregor'un kız kardeşiyle ilgili bir bölüm vardır. kız kardeşinin güzelliştiğini fark eden ebeveynler ona iyi hatrı sayılır ünvanlı bir koca bulma hayaline kapılıyorlardı.

    tam da bu noktada gregor samsa'nın acısı çoktan unutulmuştu.

    yani koskoca mesele aslında o aile ve diğerleri için küçük bir badireydi.

    şimdi son kez soruyorum kimdi böcek?

    son bir dipnot düşeceğim. babam yıllarca hayırsız bir adam olarak yaşadı savruldu hayatın yeliyle kimseye de bir gram faydası olmadı ki zararı vardır. ben de elimden geldikçe çalıştım dürüst biri olamya gayret ettim biraz aptal ve korkak bir adam olduğum için bu şekil ilerledi hayatım. geçen yaz bir masada oturduk yıllar sonra bizi terk ettikten yıllar sonra ve o an şunu düşündüm babamın yüzünü inceledim yaşlanmıştı yanındaki belki de 5. eşi bilmiyorum düşündüm serseri bir hayat sürdü şimdiye kadar çok iyi biliyordum bunu
    ve onu incelerken geçirdim içimden
    ben miydim böcek yoksa sen mi? dedim içimden babama.

    veya

    Gregor mu yoksa big brother mı? (giderayak 1984 de vurduk)
  • 424 syf.
    ·7 günde·7/10
    Büyük bi heves ve istekle başladığım kitabımı sonun da bitirdim.. öncelikle serkan hocamın emeğine sağlık nöro roman türü diye adlandırdığı romanın içine bilimsel verileri sinir bilimi ile ilgili bilgileri yerleştirmek için baya uğraşmış.. kitabın ilk sayfalarını anlayamasam da sonradan roman kısmı baya sürükleyici ve akıcı olmaya başlamıştı taki 280 lı sayfalara gelene kadar sonrasın da bana sıksınlık bi yılgınlık geldi nedendir bilmiyorum bilimsel bilgileri bildiğim için mi yoksa romanda ki sahneler gereksiz uzadığı için mi bilmiyorum ama son yüz sayfayı bitse de gitsek havasın da okumaya başlamıştım, en sonunda romanın sonu heyecanlı bi şekilde bitti iyi ki bitirmişim dedim ve bence devamı gelecek sanki kitabın bi çok konu hava da kaldı gibi..
  • 422 syf.
    ·6/10
    #olimposyayınları’ndan çıkan #chrisculver’in #manastır adlı eserini #okudumbitti .. Dedektifimizin yiğeninin ölmesi sonucunda, müslüman olan dedektifimiz olayı biraz araştırmaya başlıyor. Çünkü yiğeninin uyuşturucudan öleceğine inanmıyor. Bu sırada yiğeniyle bağlantılı olduğu için görüştüğü ya da ifadeleri için görüşmek istediği herkes teker teker ölüyor. Büyük bir olayın içinde olduğunu düşünen ve bu olayı çözmek isteyen dedektifimiz; vampirlerle ilgili bir kulüp ve bu kulüp etrafında dönen bazı olayları buluyor. Bu sırada ailesi tehdit ediliyor, teşkilatta satın almış polisler olduğunu anlıyor, evine baskın yiyip suçlanıyor. Bunlarda yetmezmiş gibi alıkonuluyor ve ailesi kaçırılıyor. Ailesini kurtarmak için fazla zamanı olmayan dedektifimiz sonunda dünyayı sarsabilecek bir silahtan haberdar oluyor. Ama bunu kimse bilmemeli, bilmeyecekte.. Kesinlikle bir çırpıda okundu ve bitti, çok akıcı ve sürükleyiciydi. #kitap okumaktan çok, sürükleyici bir film izlemek gibiydi. Kesinlikle tavsiye ederim.