Kalbimle havsalam arasındaki köprüde yaşanılanlar, ağzımdan dökülürken bir anafora dönüşüp boğulma tehlikesine iştirak etmez lakin pek de bir ehemmiyeti yoktur. Kelimeler, havsalanın bir alegorisi gelgelelim ki günyüzüne çıkacak kadar aleni bir ziya değil. Alegorik bir gösterimdir, gösteriler ise iletişimin bir amacı olabilir ama anlamlı kısmı olmaktan ıraktır. Anlamlandırmak dilsiz bir şekilde var olur sonra telakkiye dönüşüp bir salıncak misali bir oraya bir buraya sallanıp durur. Durduğunda ise bir kısma aitlik başlar, durduğunda terakki olmaz irtica başlar nerden bakarsan bak iptidailik. Nerden bakarsan bak duran kişiler, ileriye gidemediklerinden fütüristik olamadıklarından yobaz, dogmatik olup çıkarlar. İnsan ileriye gitmek istemezse ya da gidemezse zaruri bir mürteci olup çıkar. Sorgulanmamış kültürler de böyledir başkasının telkinlerinden başka bir konumda konuşlanmazlar. Sorgula ki var ol. Sorgulamazsan bir bağlaç, edat olabilirsin ama anlamın olmaz.
“Hayatın akışı hakkındaki düşüncelerinin seni üzmesine izin verme. Seni bekleyen kötü şeylerin olduğu fikriyle aklını doldurma. Şu an karşındaki soruna odaklan ve bunun neden dayanılmaz olduğunu ve neden buna katlanamadığını sorgula.”