• Neden gerçekten önemli sorunlar söz konusu olduğunda böyle haykıramıyorlardı?
    ...
    Bilinçleninceye kadar asla başkaldıramayacaklar, ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler.
  • "Öyle sorunlar dinliyor okuyorsunuz ki, karşılığı gülmek, ama hüzün."
  • sorunlar beni taş kalpli birine çeviriyor ..
  • Yanlış yapmayan insan yoktur; insanlık yanlışını kabul ve düzeltmekle olur.

    Savaş insan toplulukları arasındaki çatışmanın en azgın biçimidir; aynı zamanda en trajik.

    İnsanı ayakta tutan iskelet ve kas sistemi değil, prensipleri ve inançlarıdır.

    Bilim atom bombasını üretti, fakat asıl kötülük insanların beyinlerinde ve kalplerindedir.

    İnsanlar kendileri karşı çıkmadıkça, hiçbir şey savaşları ortadan kaldıramaz.

    İlkelerin boğazına dolanıp dibe batmaktansa, oportünist olup suyun üstünde kalmayı yeğlerim.

    Yüksek ruhlar, her zaman sıradan akılların şiddetli muhalefetleriyle karşılaşırlar.

    Dünya; kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.

    İki şey sonsuzdur; insanoğlunun aptallığı ve evren. Fakat ikincisinden emin değilim.

    Matematikçiler, görelilik kuramına el attıktan sonra, ben kendi kuramımı tanıyamaz hale geldim.

    Aptallığın en büyük kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç almayı ummaktır.

    Mevcut bilgi birikimimizle öyle sorunlar yaratırız ki aynı birikimimiz bu sorunları çözmemize yetmez.

    Ben atomu insanlığa hizmet etmek için buldum. Onlar bomba yapıp birbirlerini yok ettiler.

    Bana güvenilen bir sırrı kutsal bir emanet gibi saklarım, ama sırları elimden geldiği kadar bilmemeye çalışırım.

    Merakınızın peşinden gidin benim özel bir yeteneğim yok. Yalnızca tutkulu bir meraklıyım.

    Aylarca, yıllarca düşünür de düşünürüm. Doksan dokuz defasında yanlış sonuca varırım. Yüzüncüsünde haklıyımdır.

    Zorunlu askerlik sadece medeniyetin devamı için değil, aynı zamanda varlığımız için de ciddi bir tehlike oluşturur.

    Bugüne odaklanın, güzel bir kızı öperken düzgün araba kullanan birisi, öpücüğe hak ettiği dikkati vermiyor demektir.

    Sakın sana kötüsün diyenlere aldırma. Bana da geri zekâlısın diyenler oldu. Ve ben atomu parçalayıp ellerine verdim.

    İnsanlar bundan 100 sene sonra Gandi diye bir insanın yeryüzünden geçtiğine inanamayacak ve onu bir efsane sanacaklar.

    İnsan savaş gibi inanmadığı bir şey için acı çekeceğine, barış gibi inandığı bir dava uğruna ölse daha iyi değil mi?

    Neden bunca kişinin odun kırmaktan büyük zevk aldığını biliyorum. Bu aktivitede sonuçları hemen anında alabilirsiniz.

    Gençliğimizde düşüncelerimizi oluşturan tüm konular sevgiyle ilgilidir, sonraları ise tüm sevgimiz düşüncelerimiz olur.

    Yeryüzündeki şartların düzelmesi, sadece bilimsel buluşlardan çok ahlaklı bir yaşama düzeninin gerçekleşmesine bağlıdır.

    Bazı erkekler kadınları anlamaya çalışır, diğerleri kendilerini daha basit konulara adarlar, örneğin görelilik kuramına.

    Hayatı yaşamanın iki yolu vardır: biri hiçbir şeyin mucize olmadığını düşünmek, diğeri her şeyin mucize olduğunu düşünmek.

    Akıllı ve iyi niyetli insanlara özgü bir ada olması için neler vermezdim; öyle bir yer olsa ben bile vatansever kesilirdim.

    Birisinin atom bombası yapmasına yardım etmekten daha kötü sadece bir şey var. O da Nazilere atom bombası yapmaları için yardım etmek.

    Gerçeklikle karşılaştırıldığında, bilimde vardığımız düzey ilkeldir, çocuk oyuncağıdır. Ama sahip olduğumuz en değerli şey odur.

    Delilik şüphesiz aptallıktan daha iyidir, delilik var olmuş bir zekânın yok oluşudur. Aptallık ise var olmamış bir zekânın var olmamaya devam edişidir…

    Tabiatta öylesine yüksek bir akıl kendini gösteriyor ki, insanın en ince düşünceleri ve buluşları bu aklın yanında sönük bir gölge gibi kalır.

    İfade özgürlüğünü, yasalar tek başına garanti edemez. Herkesin kendi düşüncesini, cezalandırma olmaksızın açıklayabilmesi için toplumda hoşgörü mevcut olmalıdır.

    İki atı aynı anda süremezsiniz. Bir şeyler yapabilirsiniz ama her şeyi yapamazsınız. Şimdiye odaklanın ve bütün enerjinizi şu anda yaptığınız işe verin.

    İnsanlığın buluş ruhu, son yüzyılda bize öyle şeyler armağan etti ki; yönetimdeki gelişmeler de teknik gelişmelere ayak uydurabilseydi üzüntüsüz ve mutlu bir yaşama kavuşurduk.

    Aynı şeyi defalarca yapıp farklı sonuç almayı uman kişiye aptal denir. Dâhiliğin bile mutlak bir sınırı varken aptallığın asla. En kötüsü de dünya onlarla doludur.

    Günde yüz kez kendime iç ve dış yaşamımın, yaşayan ya da ölü başka insanların emeğine dayandığını hatırlatıyorum; çok derinlere dalmadan günlük yaşamdan biliyoruz ki, bir insan başkaları için vardır.

    En önemli insani çaba eylemlerimizde ahlaklı olmak için çalışmaktır. İç dengemiz ve hatta varoluşumuz buna bağlıdır. Ancak iyi ahlaklı eylemler hayata güzellik ve onur verebilir.

    Hala anlayamadınız değil mi? Önemli olan haklı ya da haksız olmak değil. Kavganın kazananı yoktur. Ya kaybedersiniz ya da daha çok kaybedersiniz. Önemli olan kalp kırmamak… Önemli olan yargılamadan, karşılıksız sevebilmek ve iyilik yapabilmek… Haklı bile olunsa özür dileyecek kadar asil olmak, bilge olmaktır. Egonuzu kontrol edemediğiniz sürece, o sizi kontrol etmeye devam edecek. Böyle olduğu sürece tüm dünya pekguzelsozler.com sizin bile olsa asla mutlu olamazsınız.

    Çok hırslı insanlar toplumda övülürler ve onların hep başarıya ulaştıkları düşünülür. Ama hırslı insanlar bana kendilerini durmadan yıpratan hiçbir zaman doymayan başarı için her yol mubahtır diyecek kadar ilkelerinden uzaklaşabilen insanlar gibi gelirler.

    Eğer bir adam marşla uyum içinde yürüyebiliyorsa, o değersiz bir yaratıktır. Kendisine yalnızca bir omurilik yeterli olabileceği halde her nasılsa yanlışlıkla bir beyni olmuştur onun. Uygarlığın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir. Emirle gelen kahramanlıktan, bilinçli ve bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten, tüm bunlardan nefret ediyorum. Ben savaşı ve o soğuk silahları öylesine tiksindirici ve aşağılayıcı buluyorum ki böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendimi yok ederim daha iyi. Benim anlayışıma göre sıradan bir cinayet, savaşta adam öldürmekten daha kötü değildir.
  • Örgütlenme, sosyalist uygulamanın temel sorunu olduğu halde, bildiğim kadar ile Marksizmde teorik bir sorun olarak ele alınmamıştır. Toplumun üretim tarzı ile örgütlenme biçimi arasındaki ilişkiler üzerinde ne Marx ne de Engels durmuştur. Konuyla Lenin ilgilenmiş, ancak o da sonra sadece pratik açıdan yaklaşmıştır. Önerdiği merkezci, dikeyine, hiyerarşili, asker disiplinli parti modelini savunmak için yüzlerce sayfa yazmış olduğu halde bu örgütlenme biçiminin, sosyalizmle bağdaşıp bağdaşmadığını hiç düşünmemiştir. Sosyalizmin uygulanmasında ciddi sorunlar ortaya çıktığı halde, bugün bile, bunların bir ters örgütlenmeden ileri gelebileceği, olumsuz etmenler arasında sosyalizmle bağdaşmayan bir örgütlenme biçimine sarılınmış olmasının da rol oynayabileceği teorik bir sorun olarak ele alınmıyor. (…)
    Örgütlenme biçimi toplumların üretim tarzına sıkıca bağlıdır. Yanlış adım, kapitalizme özgü bir örgütlenme modeli ile sosyalizmi kurmaya kalkışılmış olmasındaydı…
    Mehmet Ali Aybar
    İletişim yayınları
  • Ülkemizin kurucusu ulu önder Atatürk'ün kendisinin kaleme aldığı ve bir yurdumuzun nasıl kurulduğuna ilişkin en birinci kaynak özelliği taşıyan bu kitap her Türk gencinin okuması gereken bir kitaptır. Atatürk Nutuk'u altı gün boyunca TBMM'de okumuştur. Arap alfabesi ile yazılmıştır fakat Latin harflerine geçilince ciltler halinde yeniden basılmıştır. Nutuk Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışı ile başlar ve Gençliğe Hitabe ile sona erer. Tarihleri ise 1919-1927 aralığındaki dönemdir. Nutuk olayların yanında çok önemli şahsiyetleri de içinde barındırır. Atatürk'ün yanında yer alan silah arkadaşları, yaverleri, dostları...

    Birinci Dünya Savaşı sonrasında ülke çok kötü koşullarda iken dönemin padişahı Mustafa Kemal'e bir görev verir. Rütbesi 3.Ordu Müfettişliği idi. Görevi ise Samsun ve çevresinde çıkan isyanları ve karışıklıkları önlemek, halkın yatışmasını sağlamaktı. Bu durum onun için bir fırsat yaratıyordu. İzmir'in işgali ve Mondros'un metinleri onu bir şeyler yapmaya mecbur kılıyordu. Samsun'a geldiğinde durum hakkında raporlar tuttu ve bunları padişahla paylaştı. Fakat padişah bu duruma sessiz kaldı. Bunun üzerine daha güvenli bulduğu Amasya'ya geçti. Burada silah arkadaşları ile birlikte bir genelge yayımladı. Bu genelge İzmir'in işgalinin haksız olduğunu bildiren ve halkı protesto yapmaya çağıran bir belge şeklindeydi. Hatta günümüz tarihçileri bu genelgeyi "İhtilal Bildirisi" olarakta tanımlarlar. Fakat bazı sorunlar ortaya çıktı. Mustafa Kemal'in bazı silah arkadaşları bu belgenin altına imza atmak istemezler. Israrlar üzerine atarlar fakat Refet Bey (Bele) kağıdın altına sadece bir nokta koyar. M.Kemal Nutuk'u okuduğu sırada bu durumu eleştirel bir dille anlatır. Amasya Genelgesi'ni Erzurum ve Sivas Kongreleri izlemiştir. Bu kongrelerde bütün doğu illeri tek bir cemiyet altında birleştirildi aynı zamanda başka bir devletin himayesi altında yaşamak yani manda ve himaye kesin bir şekilde reddedildi. İstanbul Hükümeti ile görüşmeler yapıldı. Temsil Heyeti kuruldu. Amasya Protokolü sonucunda meclis yeniden açıldı. Misakımilli yani ulusal sınırlarımız açıklandı. Bu sırada İstanbul işgal edildi. Olağanüstü meclis toplandı ve cumhuriyet dönemi böylelikle başlamış oldu.

    Hükümet kuruldu. Fakat bu duruma tepki gösterenler oldu. Anadolu'da ve bizzat İstanbul Hükümeti tarafından desteklenen isyanlar başladı. Çok geçmeden Güney Cephesi'nde çıkan olaylar ile birlikte Kurtuluş Savaşı süreci başladı. Güney Cephesi'nde düzenli ordu savaşmamıştır. Fransızlara karşı Kuvayımilliye birlikleri savaşmış ve başarılı olmuştur. Batı Cephesinde Yunan’a, Doğu Cephesi'nde Ermenilere karşı savaşmışızdır. İlk olarak Doğu Cephesi'nde başarı elde ettik. Gümrü Antlaşması yeni devletimizin ilk anlaşmasıdır. Batı Cephesi ise düzenli ordu tarafından savunulsa da Çerkez Ethem ve onun milis güçleri bir isyan başlatmıştır. Bu durum galibiyetimizi ertelemiştir. Çerkez Ethem düzenli orduya katılmak istememiş ve durum öyle ciddi bir hal almıştır ki Yunan'ın yanında savaşta yer almıştır. Süreç zor geçse de Büyük Taarruz ile 30 Ağustos'ta zafere ulaşmışızdır.

    İlk anayasamız 1921 Anayasası yürürlüğe girdi. Padişahlık sona erdi. Vahdettin Efendi İngiliz zırhlısı ile ülkeyi terk etti. Abdülmecit Efendi halife seçildi fakat bu durum Lozan Konferansı için ikilik yarattı. Böylece halifelik kaldırıldı.

    Lozan Barış Anlaşması imzalandı. Yeni başkent Ankara oldu. Cumhuriyet ilan edildi. Mustafa Kemal yeni devletin ilk cumhurbaşkanı oldu. İsmet Paşa ise başbakan.

    Hilafetin kaldırılması, saltanatın kaldırılması ve cumhuriyetin ilanı ülkede isyanlara ve karışıklıklara neden oldu. Hatta içlerinde Mustafa Kemal'in en yakın silah arkadaşlarının da yer aldığı bir grup Mustafa Kemal'e suikast girişimi düzenledi. Bu suikast başarısızlıkla sonuçlandı.

    Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk'ün biz gençlere olan emaneti "Gençliğe Hitabe" ile sona ermektedir.
  • Üniversitede(İlahiyat fakültesi) Felsefe Tarihi dersine giren hocam bu kitaptan övgülerle bahsediyordu ve benim Halil Cibran ile tanışmam neden o yıllarda olmadı diye için için kızıyorum kendime. Okuduğum kitap bana yeni ufuklar açtı, varolan ufkumu genişletti. Gönül dağarcığımı biraz daha zirveye yaklaştırdı. Hayatı anlamaya çalışan, bunu beceremeyip bocalayan, bunalımlara girerek psikolojik sorunlar yaşayan günümüz insanları olarak bu kitaba değer vermeliyiz! Kitapla ilgili söyleyeceğim şeyler bundan öteye gitmiyor çünkü bu tarz kitapların değeri yazılar ile sözcükler ile değil okuyucunun zihninde verilebilir sadece. Kitabı okumak için benim gibi geç kalmayın diyerek kitabı sindirmek üzere zihin dünyama dönüş yapıyorum.