• Halbuki çocuk eğitiminin en önemli iki konusundan biri, çocuğa, “zorda kaldığı sırada duygularını yönetmeyi” öğretmek. Bir diğeri de sosyal yaşama ait “davranış eğitimi” vermekti.
  • Oyun oynamak, ilkokul çağındaki çocukların temel ihtiyaçlarından biridir, Bu ihtiyacın giderilmemesi ya da kısıtlanması durumunda, toplumun çekirdeğini oluşturan çocukların sağlıklı bir biçimde gelişmeleri gerçekleşemez.Çünkü çocuklar oyun içinde oynadıkları rollerin aracılığıyla ileriki yaşamları için deneyim kazanırlar.
    Bu hayal nitelikli deneyimler onların erken yaşlarda gerçek yaşam için uygun davranış biçimi geliştirmelerine yardımcı olur.
    Öte yandan, teknolojinin ilerlemesiyle birlikte çocuklar boş zamanlarının büyük bir bölümünü bilgisayar, tablet, telefon, televizyon ile geçirmektedirler.Bu nedenle, temel ihtiyaçlarından biri olan oyuna yeterince zaman ayıramayan bu çocukların fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimleri sınırlı kalmaktadır.İleride bu çocukların sağlıksız toplumlar oluşturma olasılığı büyüktür.
  • 710 MİLYON TON PLASTİK ATIK

    Plastiklerin doğaya verdiği zararı
    engelleme yolunda adımlar atma-
    da çok yavaş kaldığımız bir gerçek.
    Bu konuda geçtiğimiz günlerde
    Science dergisinde yayımlanan bir
    makale konuyla ilgili çarpıcı so-
    nuçlar ortaya koydu. Araştırmaya
    göre, global çapta tüm ülkelerin
    dahil olduğu acil bir önlem planı
    hayata geçirilse bile, 2040 yılında
    gezegenimizi hala 710 milyon
    ton plastik atık kirletiyor olacak.
    Günümüzdeki önlemlerle ulaşıla-
    cak %7’lik orana göre plastik atık
    miktarının %80 oranında düşü-
    rüldüğü bu en iyi senaryoda bile
    durumun bu kadar ciddi olması,
    bu alanda insanlık olarak doğaya
    verdiğimiz zararın boyutlarını bir
    hayli iyi anlatıyor.
    8

    100 MİLYON YILLIK MİKROPLARI
    HAYATA DÖNDÜRMEK

    Jeomikrobiyologlar, deniz tabanında-
    ki 100 milyon yıllık tortulardan alınan
    örnekler içerisindeki mikropları hayata
    döndürerek ilgi çekici bir işe imza attı.
    Nature Communications’ta yayımlanan
    sonuçlara göre, milyonlarca yıl boyunca
    yaşam için son derece elverişsiz olan
    koşullar altında metabolik potansiyel-
    lerini korumaya başlayan bu bakteriler,
    besin desteği alır almaz üremeye baş-
    lamış. Geçmişte farklı bir araştırmada
    250 milyon yıllık bir bakteri komününün
    hayata döndürüldüğü açıklanmış, fakat
    kontaminasyon nedeniyle sonuçların
    güvenilir olmadığı düşünülmüştü. Bu
    çalışmada ise örneklerin kontamine ol-maması için her türlü önlemin alındığı
    belirtiliyor.
    11


    EVRENİN GERÇEK YAŞI
    NASA’nın 2013 gözlem-
    lerine göre günümüzde
    evrenin yaşı 13.77 milyar
    yıl olarak kabul ediliyor.
    The Astronomical Jour-
    nal’da yayımlanan yeni bir
    araştırmaya göre ise, ev-
    renimiz aslında çok daha
    genç. Uzaklığı bilinen 50
    galaksiden yola çıkarak 95
    farklı galaksinin uzaklıkla-
    rına dair ölçümler yapan
    bir modelin geliştirilme-
    siyle oluşturulan tahmine
    göre, evrenimizin 12.6 mil-
    yar yaşında olduğu düşü-
    nülüyor. Bu modele göre
    evrenin genişleme hızını
    veren Hubble Sabiti de-
    ğeri, megaparsek başına
    saniyede 67 km değil, 75.1
    km olarak ölçülüyor.
    10


    ÇERNOBİL’DEKİ MANTARLARLA
    ASTRONOTLARI KORUMAK
    Biorxiv’de ilk sonuçları yayımlanan
    bir araştırmada, Johns Hopkins
    ve Stanford üniversitelerinden
    araştırmacılar astronotları radyas-
    yondan koruyabilecek bir çözüm
    geliştirdiklerini duyurdular. Araş-
    tırmada, Çernobil Nükleer Santrali
    yakınlarında yetişen ve radyas-
    yonu emen bir mantar türü olan
    Cladosporium sphaerospermum,
    son derece ince bir tabaka halinde
    Uluslararası Uzay İstasyonu’na
    götürüldü. Mantarların, üzerlerine
    gelen kozmik ışınların %2’sini emdi-
    ği görüldü. Bu miktar astronotları
    olası bir Mars seyahatinde fazla
    korumayacak olsa da, kullanı-
    lan örneğin yalnızca 2 milimetre
    kalınlığında olduğunu belirtmek
    gerek. Mars seyahati için ise, 21 cm
    kalınlığında bir tabakanın yeterli
    olabileceği düşünülüyor.
    12

    Her istiridye
    günde 200 litre su filtre-
    leyebilir.
    22


    ..


    “Zihinsel gelişimde
    mutluluğun ve sevginin
    büyük payı olduğunu
    düşünüyorum. Sevginin
    dili müziktir. Müzik
    dinlerken de müzik
    yaparken de mutlu
    olursunuz. Zihinsel
    gelişimin yanı sıra zihinsel
    gerilememe için de
    müziğin yararlı bir dost
    olduğuna inanıyorum.”
    34


    RUSYA AŞIYI BULDU MU?

    Mevcut durumda pandeminin ulus-
    lararası ilişkilerde bir enstrüman haline
    gelmeye başladığını görüyoruz. En baş-
    ta ABD’nin Çin’i suçladığını ve köşeye
    sıkıştırmaya çalıştığını gördük. Şimdi
    de Rusya’nın dünyanın kurtarıcısı rolü-
    ne soyunması ile karşı karşıyayız. Işin
    siyasi tarafını bir kenara bırakırsak,
    Putin’in duyurduğu aşının ne kadar et-
    kili olduğunu görmek ve Dünya Sağlık
    Örgütünün yeni aşı için onayını bekle-
    mek, bu konuda sağduyulu bir davranış
    olacaktır. Henüz sevinmek için maalesef
    çok erken.
    43

    Doktorlar insanlara zarar vermemek için yemin ediyor,
    hastane mimarları da aynı şeyi yapsa iyi olmaz mı?
    73

    odalarında bitki olan cerrahi hastalarının
    tansiyonu daha düşük seyrediyor, daha az ağrı ve kaygı
    rapor ediliyor ve bitkisiz odalardakilere göre daha az ağrı
    kesici kullanıyorlar.
    73

    baş ağrınızı dindiren aspirin söğüt ağacı kabuğunda keşfedilen bir maddeden elde edildi.
    78

    Bugün hayatta olan her bir bireye karşılık okyanuslarda yaşayan mikropların toplam
    ağırlığı 35 Afrika filine eşdeğerdir.
    79

    Dünya genelinde üretilen antibiyotiklerin
    hemen hemen yarısı, enfeksiyonun
    önlenmesi ve büyüme hızının artırılması için
    gıda endüstrisindeki hayvanlarda
    kullanılıyor.
    79

    1997 ve 2010 yılları arasında
    ABD’de, gırtlak iltihabı
    vakalarının yalnızca yüzde
    10’una bakteriler yol açmışsa
    da yüzde 60’ı antibiyotiklerle
    tedavi edildi ve bunun maliyeti
    500 milyon dolar oldu.
    79

    aldınız her nefeste yaklaşık on mantar sporunu soluduğunuzu biliyor muydunuz?
    83

    1980’lerin ortalarında,
    mikolog ve mantar ürünleri
    üreticisi Paul Stamets,
    kendi bal arılarının,
    bir yığın odun parçası
    arasında oluşan mantar
    miselyumundan yayılan sıvı
    damlacıklarını yudumladığını
    fark etti. Yıllar boyunca
    arıların şeker topladığını
    zannettiyse de sonradan
    aklına arıların ilaç topluyor
    olabileceği geldi. Stamets,
    Washington Üniversitesindeki
    araştırmacılarla birlikte,
    kav mantarından (Fomes
    fomentarius) ve reishi
    mantarından (Ganoderma
    lucidum) elde edilen bir özle
    beslenen arıların, başta ölümcül
    deforme kanat virüsü olmak
    üzere, virüs yükünde anlamlı bir
    azalma görüldüğünü saptadı.
    Araştırmacılar, mantarlardan
    elde edilen özlerin, bu virüslerle
    savaşması için arıların doğal
    bağışıklık sistemine mi yardım
    ettiğini yoksa virüsü mü
    öldürdüğünü henüz kesin olarak
    saptayamadı fakat sürmekte
    olan çalışmalar bu sorunun
    yanıtını verecek. Kim bilir belki
    de yakında ağaçlara astığımız
    kuş evlerinin yanı sıra arılara
    da birer yuva yapıp beslemeye
    başlarız.
    87

    UTANINCA YÜZÜMÜZÜN
    KIZARMASININ SEBEBİ NEDİR?

    Bugüne kadar insanlar dışında
    utanma ifadesi gösteren bir
    hayvan türüne rastlanılamadı.
    Hatta Charles Darwin, utanç-
    tan kızarmayla alakalı olarak
    “en garip ve en insana özgü yüz
    ifadesi” olduğunu söylüyordu.
    Utançtan kızarmak yalan
    söylemeyi zorlaştırdığı için,
    bir dezavantaj gibi görünüyor.
    Ancak 2009 tarihli bir araştır-
    maya göre, birileri bize ihanet
    ettiklerinde yüzleri kızarıyorsa,
    onlara ikinci bir şans vermeye
    daha meyilli oluyoruz. Çünkü
    bu yüz kızarması, bize karşı-
    mızdaki insanın yaptığı hata
    yüzünden gerçekten sorum-
    luluk hissettiğini, bu nedenle
    empati sahibi biri olduğunu
    gösteriyor. Bunu doğrular
    şekilde, psikopatların yüzlerinin
    utançtan kızarmadığı biliniyor.
    Sosyal varlıklar olduğumuz için
    de, empati kurabildiğini göster-
    mek ve bunu yüz kızarması gibi
    hızlı bir yolla aktarmak, önemli
    bir avantaj
    98

    KENDİMİZİ KAŞIMAK NEDEN
    KEYİF VERİR?

    Fonksiyonel manyetik
    rezonans görüntüleme
    (fMRG) tekniğiyle yü-
    rütülen çalışmalarda
    kaşımanın beyinde haz
    ve ödül mekanizmaları
    harekete geçirdiği göz-
    lemlenmiş. Bu etkinin
    en yüksek olduğu an-
    ların ise ise kendimizi
    kaşıdığımız, özellikle
    de çok fazla kaşınan
    bir vücut bölgemizi ka-
    şıdığımız anlar olduğu
    görülmüş. Fakat bu
    haz hissinin nedeni, sa-
    nılanın aksine endorfin
    salgılanmasıyla alakalı
    değil.
    Mekanizmanın
    evrimleşmesinin
    nedeni olaraksa cilt parazit-
    lerimizi uzaklaştırmamız için
    beynimizin bizi bir nevi teşvik
    etmeye çalışması görülüyor.
    Tüm kanıtlar bu eylemin çok
    ilkel bir tepki olduğu yönünde,
    çünkü balıklar dahil bütün
    omurgalılar kendilerini kaşı-
    yorlar.
    98
  • Öyle inanıyorum ki sevgi ve evlilik konusunda içten bir özveri için en iyi güvence, eşlerin evlilikten önce cinsel ilişkide bulunmamış olmalarıdır. Benim gözlemlediğim kadarıyla, erkeklerin çoğunluğu evlenecekleri kadınların evlilikten önce kendileriyle birlikte olmaya yanaşmalarını içten içe hoş karşılamamakta, bazen bunu bir hafiflik belirtisi sayıp yakışıksız bir davranış olarak görmektedir. Kaldı ki uygarlığımızın bugünkü durumunda evlilikten önce cinsel ilişkide bulunmaları kızlar için ağır bir yük oluşturur. Beri yandan, evliliğin ileriye yönelik bir güven duygusundan değil korkudan gerçekleştirilmesi büyük bir hatadır. Güven duygusunun işbirliğinin bir yönü olduğunu, eşlerini korku yoluyla seçen erkek ve kadınların gerçek bir evliliği amaçlamadıklarını bilmekteyiz. Evlenecekleri eşleri, içkiye düşkün kişiler, kültürel ve sosyal konum bakımından kendilerinden çok aşağı düzeydeki kimseler arasından seçen kadın ve erkekler için de aynı şey söylenebilir. Bu gibileri sevgi ve evlilikten korkan, eşlerine tepeden bakacak bir konum yaratmaya çalışan insanlardır.
  • Şiddet uygulayan erkekler hasta değildir, bu toplumun insanlarıdır ve bu erkekler işçisinden doktoruna, mimarından milletvekiline kadar varan geniş bir yelpazeyi içermektedir. Erkekler, Scully’nin de vurguladığı gibi, kendi kurgularını gerçekliğin kendisiymiş gibi göstermekte, şiddeti anormal bir davranış biçimi olarak kabul etmemektedir, bu da bize normal ve doğal olarak tanıtılmaya çalışılan erkeklik rollerinin ne kadar sorgulanmaya muhtaç olduğunu kanıtlar. Şiddet, insan doğasında var olan bir eylem türü değildir, aksine, şiddet, insanlara sistematik olarak öğretilmekte ve toplumsallaşma sürecinin ayrılmaz bir parçası haline gelerek ödüllendirilmektedir, bu da şiddetin “sosyal bir davranış biçimi” olarak kabul gördüğünü kanıtlayan önemli bir delildir.
  • Sosyopat : sosyal davranış bozukluğu olan , toplumsal tehlike arz eden, ruhsal bozukluğu olan kişi anlamındadır...
  • 224 syf.
    ·2 günde·10/10
    Prof. Dr. Selçuk Şirin, Newyork Üniversitesi'nde davranış bilimi ve istatistik dersleri veren, eğitimden siyasete geniş bir alanda bilimsel çalışmalar yürütmektedir. Odtü'den lisans, State Üniversitesinde yüksek lisans ve Boston College'den doktora derecesi alan Selçuk Şirin'in 70'i aşkın akedemik yayını bulunmaktadır. Eğitim, öğretmenlik, araştırma alanında birçok ödül almış, kendini kanıtlamış, ülkesiyle bağlarını koparmamış çok önemli bir kişidir. Eğitimciler ve ebeveynlerin mutlaka tanımasını tavsiye ederim.

    Çocukların ve gençlerin başarısı, mutluluğu, geleceği; birçok ebeveynin, egitimcinin temennisi. Fakat bir türlü atılım göstermeyen, gittikçe her şeyin kötüleştiği bir senaryoyla karşı karşıyayız. Bunu felaket tellalı olarak, ülkemi kötülemek için söylemiyorum. Bizzat devletin yayınladığı Tüik verilerine, OECD raporuna, PİSA sonuçlarında sıralamanın gittikçe daha da düşmesine dayanarak söylüyorum. Eğitime milyonlarca kaynak harcarken, durumumuz neden böyle diye hiç kendinize sordunuz mu?

    Siz de ülkenizin, evlatlarınızın, gençlerinizin yarınlarını dert ediniyorsanız; somut, bilimsel, istatiksel verilere dayayarak sorunların tespitini yapalım ve ayakları yere sağlam çözümleri uygulayalım. Eğer gelişim istiyorsak yapacağımız en büyük yatırım, çocukların doğasını zenginleştirmekten, onların gerçekliğine uygun davranışlar sergilemekten geçer. O halde bize yol gösterecek olan bu kitapta nelerden bahsediliyor onu konuşalım biraz.

    Bebeklik, erken çocukluk, okul, ergenlik dönemleri mercek altına alınıyor. Hangi yaş aralığında neler yapacağınız, nasıl olanaklar oluşturacağınız, kesinlikle neler yapmamanız gerektiği; sağlıklı zihinsel, duygusal, sosyal gelişim için atılacak küçük adımlarla nasıl büyük etkilerin ortaya çıktığı; başarıda hayati derecede önem taşıyan duygu eğitimi, benlik faktörü gibi etkenlerin incelenmesi, öğrenme kaybını önlemek için yapılması gerekenler, velilerin okuldan talep etmesi gereken temel beceriler; otoriter, demokratik, serbest, ihmalkâr ebeveynlik modelleri; bunların başarıya olan etkisi, babaların çocuk gelişimindeki rolü; eğitim sisteminde yapılacak küçük değişimlerin, başarıda ivme oluşturacak yansımaları, okul öncesi eğitime birçok gelişmiş ülkede neden çok önem atfedildiği, bu eksikliğin bizde oluşturduğu tahribat, bu tahribatı gidermek için çözüm yolları, zengin ve fakir arasındaki eğitim farkını azaltmak için atılacak adımlar, ekran bağımlılığı, çocuğa sorumluluk kazandırma, üniversite tercihinde dikkat edilmesi gereken hususlar; okul ödevlerinin başarıya etkisi, daha doğrusu etkisizliği gibi birçok şey hakkında dolu dolu bilgi edineceksiniz. Ama bunu yaparken tamamen bilimsel verilere dayanarak yapılmış, 20 senelik bir tecrübenin immiğinden geçen bilgiler bunlar. Sunulan her şey kanıta, veriye, senelerce eğitim üzerine yapılan deneylere, farklı ülkeler tarafından yürütülen çok büyük araştırma projelerine dayanarak sunuluyor. Ailelerin ve eğitimcilerin bu kitabı okumasını, çevresine anlatmasını, yaymasını, bir kişi bile olsa değişime ayak uydurmasını tavsiye ederim. Mutlaka okunması gereken enlerimden oldu. Okuyun, okutturun.