Kişi, beğenmediği, tutmadığı bir söze, bir davranışa karşı durabilir. Ama onu böyle bir bakıma töre dışı usullerle küçümsemeye, teşhir etmeye kalkışmaz. Hiç değilse kendine dokunmadıkça.
Öğretmenlerin belki de en önemli işlerinin geleneği sürdürmek, korumak olduğuna inanıyorum. Ama bu koruyuşta bile, geleneğin dışında, daha doğrusu geleneğe rağmen gelişen değerlere göz yummamalıdırlar. Öğretmen en az bir sanatçı kadar, güzellik ve doğrular üstündeki sezgisine, bir eskimiş, bir rahatına düşkün yazarın, rastgele bir günlük yazısından daha çok önem verilmelidir. Bu sezgisini, okumakla, düşünmekle, araştırma ile geliştirmenin yolunu bulmalıdır.
Bu topluluktan, bu çevreden aldıkları güvenle cesaretle büyürler, gelişirler, kandırılırlar, getireceklerini getirirler. Bir can bile olsa inanan, aradıkları budur. Böyledir ozan kişi. Her kişioğlu böyledir. Kendisine inanan, kendisinin inandığı, bağlandığı, yazıklarının etkileyip duygulandırdığı bir çevre olmadan, gelişmesi, hatta yazması mümkün değildir. Aksi halde şiir, gayesine varmamış olur zaten.