Gururlu Plüton/ Uzay çöpçüsü

Gururlu Plüton/ Uzay çöpçüsü
@spaceology
Oturmuş yazıcılar, fermanım yazar. I don't believe in humans vsco.co/spaceologyy
27 Temmuz 1920
177 okur puanı
Aralık 2022 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
kendimi hep karahindibalara benzetirdim, rüzgarda savrulan zerrelerin yeniden yeşermesini kendi hayat ve zamanım üzerine konumlandırdığım bir metafor olarak dile getirirdim. istekçe var olmadan çakıldım dünyaya ve zaman denen rüzgar savurdu beni ve yeniden mahkum etti şeklinde söylenirdim. benim için çok değerli olan biri var şu savruluşlarım sırasında denk geldiğim, bana bu metaforuma ithafen o kadar zarif bir hediye hazırlamış ki.. sadece üzerinde yazdığı notu verse, söylese yeterdi bana (,: çok duygusallaştım herhalde hayatım boyunca bu kadar üzerine düşünülmüş bir söz duymayacağımdır. hediyeden ziyade söz çok mutlu etti beni 🤧
Reklam
ne olacak bu işin sonu, ne olacağım ben
Günler, belki de haftalardır düşünüyorum sadece. Yürüyüşler yapıyorum, düşünüyorum. Gözlerim dalıyor sık sık uzaklara, ne var o uzaklara gözlerimi kitleyen bilmiyorum. Dalıp gidiyorum, dalıp gideyim diye de kalabalıklardan sıyrılmaya can atıyorum. Soyutlanıyorum dışarıdan. Yürüdüğüm yolları görmez oluyorum resmen, kafamda bir şeyler dönüyor ama ne döndüğünü kendim de bilmiyorum. Dahası o an var olduğumu unutuyorum sanırım, en var olmadığımı hissettiğim zamanlar galiba.. Sanki yaşamıyorum, yokum gibi. Bedenimi dahi hissetmiyorum. Sonra bir anda bir farkındalık çöküyor, bulantıda olduğu gibi. Rüzgarın saçımın telleri arasında, tenimde gezintisine kadar hissediyorum bu sefer de benliğimi; varlığımı. Bu sefer de soruyorum kendime, ne oluyor bana diye? Hani saatlerdir gözlemliyor olsa biri beni ve ne düşünüyorsun diye sorsa bana, verecek cevabım yok sanki. Harbiden diyorum, ne düşünüyorum ki ben? Sonra ne düşündüğümü bulmaya çalışıyorum. Elle tutulur pek de bir şey düşünmüyorum, bir düşünceden ötekine atlıyorum çünkü. Bazen denizin ötesinde görünen ufuk çizgisini, teklik ve sonsuzluğun bağdaşmasını, hayatı; bazen de gün içinde yaşadığım en saçma sapan şeyleri yeniden zihnimde yarattığımı, bazen gelecek hayali kurduğumu falan.. Ama her biri kısa süreli de çoğunlukla boşlukta gibi zihnim. Bunu da fark edince, bana ne oldu diye üzülüyorum. Önceden böyle değildim, içime mutluluk ya da heyecan doğardı, bu ikisi de olmasa içime bi' his doğardı; tatlı, neşeli hissettiren bir his. Şimdi içime hiçbir şey doğmuyor, içime boşluk doğuyor git gide büyüyen. Eski hisli zamanlarımı özlüyorum. Niye böyle oldum acaba, bozuk insan tamircisi var mıdır ki gitsem de gevşeyen hislerimin vidalarını sıksa yeniden hissetsem, yeşerse ruhumda hislerin umudu. Düzelecek miyim acaba, bi 20 yılımı böyle
Mesleki terimimde ögrendigim etkileyici yeni bir bilgi
seed() fonksiyonu kodlamada rastgele sayı üreteçlerini başlatmak için kullanılır. Birçok yerde seed(42) şeklinde yazımı mecvut. 42'nin hikâyesi de şuymuş: "Otostopçunun Galaksi Rehberi" adlı kitapta, "Hayatın, evrenin ve her şeyin cevabı"nın süper bir bilgisayar tarafından 42 olarak hesaplanmasından geliyormuş. Bu da yazılım dünyasında kültürel bir şaka olarak benimsenmiş olup seed(42) şeklinde kullanımı yaygınlaşmış. "42 hayatın anlamıdır." :D python'da; hash("life_universe_everything")%100 işlemi 42 sonucunu veriyor :D Hoşuma gitti. (Benim derleyicimde 42 sonucunu vermiyor ama hikâye olarak dursun şurda.)
Lost
"Bu hayat böyle yaşanır, gün gün; saniye saniye. Bütün hayatını olacak bir şey için endişelenerek geçirirsen ansızın hayat biter ve büyük kısmını endişeyle harcamış olursun. Hayatta önemli olan budur: Gülmek, birbirini sevmek ve insanların öldüklerinde gerçekten gitmediklerini bilmek. Onları yeniden görene dek bizi teselli edecek anılarımız var. +Korkmamak zor.. -Biliyorum, biliyorum."