Günler, belki de haftalardır düşünüyorum sadece. Yürüyüşler yapıyorum, düşünüyorum. Gözlerim dalıyor sık sık uzaklara, ne var o uzaklara gözlerimi kitleyen bilmiyorum. Dalıp gidiyorum, dalıp gideyim diye de kalabalıklardan sıyrılmaya can atıyorum. Soyutlanıyorum dışarıdan. Yürüdüğüm yolları görmez oluyorum resmen, kafamda bir şeyler dönüyor ama ne döndüğünü kendim de bilmiyorum. Dahası o an var olduğumu unutuyorum sanırım, en var olmadığımı hissettiğim zamanlar galiba.. Sanki yaşamıyorum, yokum gibi. Bedenimi dahi hissetmiyorum. Sonra bir anda bir farkındalık çöküyor, bulantıda olduğu gibi. Rüzgarın saçımın telleri arasında, tenimde gezintisine kadar hissediyorum bu sefer de benliğimi; varlığımı. Bu sefer de soruyorum kendime, ne oluyor bana diye? Hani saatlerdir gözlemliyor olsa biri beni ve ne düşünüyorsun diye sorsa bana, verecek cevabım yok sanki. Harbiden diyorum, ne düşünüyorum ki ben? Sonra ne düşündüğümü bulmaya çalışıyorum. Elle tutulur pek de bir şey düşünmüyorum, bir düşünceden ötekine atlıyorum çünkü. Bazen denizin ötesinde görünen ufuk çizgisini, teklik ve sonsuzluğun bağdaşmasını, hayatı; bazen de gün içinde yaşadığım en saçma sapan şeyleri yeniden zihnimde yarattığımı, bazen gelecek hayali kurduğumu falan.. Ama her biri kısa süreli de çoğunlukla boşlukta gibi zihnim. Bunu da fark edince, bana ne oldu diye üzülüyorum. Önceden böyle değildim, içime mutluluk ya da heyecan doğardı, bu ikisi de olmasa içime bi' his doğardı; tatlı, neşeli hissettiren bir his. Şimdi içime hiçbir şey doğmuyor, içime boşluk doğuyor git gide büyüyen. Eski hisli zamanlarımı özlüyorum. Niye böyle oldum acaba, bozuk insan tamircisi var mıdır ki gitsem de gevşeyen hislerimin vidalarını sıksa yeniden hissetsem, yeşerse ruhumda hislerin umudu. Düzelecek miyim acaba, bi 20 yılımı böyle