Tüm uzay esneyip genişleyebilir; hatta Einstein’ ın denklemi uzayın durağan olamayacağını, genişlemek zorunda olduğunu gösterir. Evrenin genişlemesi gerçekten de 1930’da gözlemlenir. Aynı denklem genişlemenin minicik ve çok sıcak genç bir evrenin patlamasıyla tetiklendiğini de öngörür: Bu da Büyük Patlama’dır.
Büyük bir yıldız tüm yakıtını hidrojeni tükettiğinde sönmeye başlar. Geriye kalanlar, yanmadan kaynaklanan ısıyla ayakta kalamaz, kendi ağırlığıyla çöker, uzayı o kadar güçlü bir biçimde eğer ki gerçek bir deliğe düşer. Bunlar ünlü kara deliklerdir.
Uzay artık maddeden farklı bir şey değildi: Dünyanın “maddi” bileşenlerinden bir oldu, dalgalanan, eğilen, kıvrılan, bükülen bir madde. Kaskatı ve görünmez bir yapı içinde bulunmuyoruz: Esnek ve yumuşakçanın içine gömülüyüz. Güneş, etrafındaki uzayı büker ve dünya da onun etrafında, gizemli bir kuvvet tarafından çekildiği için değil, eğilen bir uzayda bir doğru üzerinde hızla yol aldığı için döner. Tıpkı bir huni içinde dönen bir bilye gibi: Huninin merkezinden kaynaklanan gizemli kuvvetler yoktur, huninin çeperinin eğri olması bilyenin dönmesini sağlar. Uzay eğildiği için gezegenler güneş etrafında döner, cisimler yere düşer.
Elektrik alanına Özdeş bir kütle çekim alanı olmalıydı, o da bu çekim alanının nasıl oluştuğunu ve hangi denklemlerin onu tanımladığını anlamaya çalıştı.
Kütle çekimi alanı uzayda yayılmış değildi, çekim alanı uzayın ta kendisiydi. Genel görelilik kuramının ana fikri işte budur.
Nesnelerin içinde hareket ettiği Newton “uzay” ı ve çekim kuvvetini taşıyan “çekim alanı” aynı şeydir.