"İnsana zekâ, âlemşümul misyon gibi mutlak bir iritlyst verilmiştir ve eğer biz -bizden istenen ve zaten nevorz yetimizin de sebebi olan kendimizi mükemmelleştirme evrenseli faal bir biçimde benimseme gücünde değilse demek ki biz görevini yapamayan asalaklar, hiçbir deramayan alçaklarız. Ama özür dilerim, galiba çok en gittim. Ben tek olarak, bize, biz insan soyuna verildiği kadar, bizden bir şeyler talep edildiğini anlatmak istedim. Bizden talep edilen ise her şeyden önce, hayatı makem-melleştirmek, bir ahenk yaratmaktır. Fikirde ve eytende bizden kaynaklanan her şey buna dahildir. Hayatın ahen gi!.. Ama bu konuda, hemen hemen her adımda, içimiz-de ne kadar büyük ve küçük fikrin doğduğunu, ne kadar kötülük ve ahlaksızlığın ortaya çıktığını bir bilsent O hâlde, ahenk demek, aynı zamanda, kendi kendini kısıt-lamak, manevi ahlaksızlıkla mucadele etmek demektir. İşte burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Tüm zaman-larda, her bir ferdin kurnazca, işine geldiği zaman ve İşine geldiği şekilde açıkladığı bu vicdan da ne? Tabiat karşısında, tarih karşısında, dünyanın geleceği karşısında ve nihayet, bizi yaratmış ve bizim yarattığımız Tanrı karşısında bu nesnenin salt anlamı ne?"