Yaşamak benim için bir sevinç oluyorsa, bu, bana bağışlanmış hayatı, bağışlayanın rızası uğruna ve o doğrultuda sersebil edebildiğim içindir. Sevinci, bu rızaya mazhar olmanın dışında tutmak isteyen, sadece hüsranı tadar.
Ancak yıldızlar ile insanın kaderi arasında bir bağ olduğuna inanmak İslam'a aykırıydı. İslam'ın tek tanrıcılığı ve akılcılığı, astrolojiyi astronomiye çevirecekti.
Son tahlilde gerçek ahlâk yalnızca niyete, gayeye bakar. İnsanın yapması gereken istemek ve gayret göstermektir, olayın ahlâki boyutu burada sona erer. Netice ise Allah'ın takdirindedir.
Bunun tam tersi, içeride, insani dünyamızdaki şeyler nesnel olarak var olmaz. Tabiat açısından onlar hiç yoktur. Bizler, bu iç dünyanın doğrudan iştirakçileriyiz ve bu dünyanın nasıl görüneceği doğrudan bize bağlıdır. Bu iç dünya, biz onu kendi gayelerimiz ile inşa etmediğimiz sürece yoktur. Burası, özgürlüğün sahasıdır.
Rainer Maria Rilke şunları kaleme alıyor: "Dedelerimiz için evin, çeşmenin, iyi bilinen kulenin, şahsi takım elbiselerinin, mantolarının hâlâ çok büyük bir kıymeti ve ehemmiyeti vardı; neredeyse her eşyada belirli bir şahsiyetin bir parçası, her birinde insani bir şeyler muhafaza ediliyordu. Bugün bize Amerika'dan gelen, herhangi bir anlam ve değerden yoksun, hayat yanılgısı yaratan eşyalar yığılıp durmakta... Amerikan tarzı ev, Amerikan elması veya üzümü ile atalarımızın umudunu ve düşüncelerini taşıyan ev, meyve ve üzüm salkımı arasında hiçbir ortak nokta yoktur..." ("Muzoťtan Mektuplar").