Sohbet bir başkasının yüzünde kendi maceramı okuyabilmemdir ve bana bu dünyada yalnız olmadığımı öğretir. Benliklerimiz sohbet olmaksızın bitmemiş ve tamamlanmamıştır. Sohbet ederek sadece karşımızdakini değil kendimizi de anlarız. Sohbet bize kendimiz olma imkânı verir. Uzun yıllar evvel Bakhtin diye bir adam, “Tek bir ses hiçbir şeyi çözmez, hiçbir sonuca ulaşmaz,” demişti, “Hayat ve varlık için asgari olan, iki sestir.”
Gereksiz karşılaştırmalar, gerçekliği bozarak algılamamıza yol açar. Mutluluğun sırlarından birisi, şeylerden olduğu gibi hoşlanmak ve onları daha iyisi ile karşılaştırmamaktır. O hâlde sizden daha “varlıklı“, daha “başarılı“ insanlarla kendinizi mukayese etmeyi bırakın, siz sadece kendi kendinize neyi yapabildiğinize bakın.
Hayatı sadeleştirmek gerekiyor, basit yaşayan insanlar, kanaat edebilenler, ele geçirmeyi reddedenler, kendilerini sınırlandırabilenler bir adım önde yürüyor. Onlar, nadide sarı laleler gibi, ışıltılarıyla dünyayı güzelleştiriyor.
Bilge romancı Soljenitsin, “ele geçirerek değil, ele geçirmeyi reddederek” insanlığa ulaşabileceğimizi söylüyordu. Hep daha fazlasına ulaşmak için çabalamak yerine, sahip olma yarışından çekilerek, paylaşarak, vererek.
Bolluk, seçmeye harcanan mesaiyle yakın insan ilişkilerinden çalıyor. Böylece özgürlüğün köleliğine yakalanmış oluyoruz. Aralarında seçim yapabileceğimiz o kadar çok şey var ki, insan olmaya ayırdığımız zaman azalıyor. Seçme şansı çok, ama mutluluk az.