CANSU, Korku'yu inceledi.
 2 dk.

Tehlikesiz burjuva hayatına macera katma arzusuyla kocasını aldatan bir kadının korkuları üzerinden ruhunun psikolojik tasvirlerini ustaca analiz eden yazarımız, aynı zamanda okuyucuya da korku ögesini aynı tesirle yaşatmıştır sanıyorum. Ayrıca tek olay tek kişi tahliliyle kurgu yönüyle de oldukça başarılı bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Levent Erguder, bir alıntı ekledi.
17 dk. · Kitabı okuyor

25 Haziran 2017


Geç kalmakta gösterdiğiniz çabayı ve kararlılığı başka bir şeyde göstermiyorsunuz.


Her şeye karşı duyduğu umursamazlık kurşun gibi çökmüştü üzerine.


Acısını parçalara ayırmaya başladığı için gitgide sakinleşti.
En derin acının verebileceği acımasız bir soğukkanlılıkla küçük parçalara ayırdı onu.


merkezinde hep kendisinin olduğu bu düşler, gerçek yaşamda gücü yetmeyeceği için asla elde edemeyeceği binlerce görüntü ve başarı sunuyorlardı ona.


Yirmi bir yaşında hâlâ lisede olmak, üstesinden gelemediği tek acıydı, bu acı ona her şeyi unutturuyordu.


Bu inanç içinde kök saldıktan sonra, ruhunda duyduğu kinden başka bir şeye yer olmadı.


Mahvolmuş yaşamının anısı bir kez daha canlandı kafasında, bütün bedeni sert bir sarsıntıyla titredi.
Bir atlayışta rampaya çıktı ve şimşek hızıyla aşağıya, bulanık suların içine atladı...

Stefan Zweig | Amok Koşucusu , Bezginlik

Amok Koşucusu, Stefan ZweigAmok Koşucusu, Stefan Zweig
Selin Tasar, bir alıntı ekledi.
22 dk. · Kitabı okuyor

Tek bir insanın diğeri için neler ifade edeciğini hiç bilmemişti,çünkü hiç yalnız kalmamıştı.

Bir Çöküşün Öyküsü, Stefan Zweig (Sayfa 13)Bir Çöküşün Öyküsü, Stefan Zweig (Sayfa 13)
Levent Erguder, bir alıntı ekledi.
25 dk. · Kitabı okuyor

25 Haziran 2017


karşı koymak delilik olacaktı, kaçmaksa tehlikeliydi.


Ve sonra ölümle savaşırken şişen gözlerin karşısında bir an şehvetle duraladıktan sonra hançerini kurbanının sırtına sapladı, yavaşça, acımasızca ve tadını çıkararak.


Artık ne öfke hissediyordu, ne de korku, ürkü, pişmanlık ya da hararet; hissettiği yalnızca serin, serin, ay gibi serin, dolu dolu, tatlı bir esintiyle şişen ve dudaklarına değip geçen havaydı.


bu üniformayı tam yirmi savaşta giymiş, karnında çocuğunu taşıyan anne gibi o da bu üniformayla tek beden olmuştu.


Büyük bir hırsla hepsini mideye indirdi, açlığını, tiksintisini, utancını da birlikte yuttu, bir hayvan gibi yedi hepsini, donuk bakışlarla ve gerilmiş yüz hatlarıyla.


Bir yabancının giysilerini giyip dilenerek evden eve dolaştığından beri cesareti de atılganlığı da silinip gitmiş, yaşama arzusu solmuştu.


Stefan Zweig | Amok Koşucusu , Madalya

Amok Koşucusu, Stefan ZweigAmok Koşucusu, Stefan Zweig
Azra Derin, bir alıntı ekledi.
27 dk.

- hiçbir yere tutunmadan, hiçbir yerde köklenmeden, akan suyun üzerinde kayar gibi yaşıyordum ve bu soğuklukta ölü, cesedimsi bir yan olduğunu gayet iyi biliyordum; gerçi henüz çürümenin kötü kokan soluğu hissedilmiyordu, ama umarsız bir donukluk, acımasız, soğuk bir duygusuzluk yerleşmiş, yani bedensel anlamda gerçek ölümün ve çürümenin dışarıdan da görüldüğü aşamanın eşiğine gelmiştim.

Olağanüstü Bir Gece, Stefan ZweigOlağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig
Selin Tasar, bir alıntı ekledi.
36 dk. · Kitabı okuyor

Içinde kabarıp duran bir soru vardı.Neden,neden,neden,neden?Tanrı ona neden bunu reva görmüştü?

Bir Çöküşün Öyküsü, Stefan Zweig (Sayfa 12)Bir Çöküşün Öyküsü, Stefan Zweig (Sayfa 12)
Kübra, Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü'ü inceledi.
 55 dk. · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat öyküsünü konusu beni sıktığı için sevmedim. Zaten Zweig'ın eserlerinde; anlattığının pek bir önemi yoktur, anlatışıdır önemli olan. Karakterle yükselir, karakterle alçalırız. Ona kızar, hak verir, onunla boşluğa düşeriz. Bize bütün duyguları tutkulu bir şekilde hissettirir. Yeterince ''hissedince'' de görevi biter ve hikâye de biter. Önemli olan dibi görmektir.

Başlangıçta geçen mekân ve olaylar ilgimi çekti fakat bu anlatılanlar asıl anlatılacaklara bir tür zemin hazırlamak ve küçük bir renk vermek için öyküye katılmıştı. Buradaki kişilerden biri, 24 sene önce 24 saatte başından geçenleri ve onu nasıl etkilediğini, buradaki başka bir karaktere anlatmaya başlıyor. Orta yaşlı bir kadın ve genç bir adam... Aklınıza bir aşk hikâyesi gelmesin, burada aşk yok. Burada gaz var, bir insan durduk yere kendisini nasıl gazlar. Burada besle kargayı oysun gözünü, iyilikten maraz doğar, su testisi su yolunda kırılır atasözlerinin neden ortaya çıktığı var da denebilir.

Bir adam düşünün: Hayatını çok kaliteli şartlarda ve itibarla yaşayabilecekken betsiz bereketsiz işlere bulaşıp kazanma hırsıyla gözü dönmüş. Bir kadın düşünün: Yapacak iş bulamamış gibi bazı yerlerde gezen, ardından bazı iyiliklerin peşine düşen ve verdiği kıymetin üstüne bir anda bir nehre düşmüş de sularında sürükleniyormuş havalarına giren; fakat nehir yok, sürüklenme yok kendi uydurması. Sonra da nehir suçlu. Hayır, nehir suçlu değil, nehrin suyuna güvenilmeyeceği apaçıkken ayağını sokup cibilicibilişakşakşak yüzebileceğini düşünen sen suçlusun. Terbiyesiz kadın, ondan sonra üzülürsün tabi. Üzül. Hak ettin sen. Bir insana hangi açıdan bakacağının açısını kaydırırsan, iyiliğin suratına terlik gibi döner şırrrakk diye. Dozunda bırakmayınca olan oldu diyeceğimiz bir öykü.

İnsanların ellerinin ve hareketlerinin tasvir edildiği bir yer vardı. Orada çok sıkıldım; fakat Zweig kendisini okutturan bir yazar. Kesinlikle ona çok saygı duyuyorum ve daha okurum onu, merak ettim diğer yazdıklarını.

Diğer öykü Bir Yüreğin Ölümü. Konusu ve işleyişi bakımından bu daha çok ilgimi çekti. Yaşlı bir adam, karısı ve 19 yaşındaki kızı bir seyahate çıkarlar. Adam gece yarısı karnında bir ağrıyla uyanır, ayağa kalkıp yürüyünce kendisini daha iyi hisseder ve şöyle bir turlayım der; fakat o gece dip dibe yaşadığı insanların gerçek yüzlerine uyandığını fark eder…

Bu fedakar babanın, bu fedakar kocanın içine düştüğü boşluğu ve üzüntüyü o kadar hissediyorsunuz ki onu o boşluğa düşürenlere dönüp bir güzel tükürmek istiyorsunuz. İşte şöyle; https://www.youtube.com/watch?v=KfC_RNKFL7U

Yanı başınızda anneniz, babanız yahut kardeşiniz, belki karınız ya da evladınız kara bir derde düşmüş gibi dolansa ne yaparsınız? Bir karikatür vardı, bir deli kafasında huni ‘’o zaman dans’’ diyordu. Evet dans önemli arkadaşlar. Birileri derde düşünce dans edelim, çünkü bize ne?

Bu hikaye gerçekten güzeldi. Bana bir kez daha pasif olmamak gerektiğini anlatan bir öğüt gibiydi. Bir şeyler illa ki yaşanacak. Ya olaylara parmağımızı basarız, imzamızı atarız ya da olaylar geçer gider, biz de içinde birilerinin bizi koydukları yerde bakarız etkisiz elaman gibi. İnsanlar bundan memnun olmazlar, çünkü bu rahatsız eder, güçsüz hissettirir. Çünkü insan düşler ve düşlediği de el eliyle hiç olmaz. Hayatınıza kendi damganızı vurmaktan korkmayın. Sonuç istediğiniz gibi olmayabilir. Ama en azından sizin etkinizle olur olacak olan. Keyifli okumalar.