''Kardeşinin bir dediğini iki etmedik. Bunu bize neden yaptı? diye sorup duruyordu babam. Kardeşimin neyin eksikliğini çektiğini nasıl anlatabilirdim ona? Ben bile, gençliğe ilk adım attığım yıllarda bu evde kendimi bazen kaçış ümidi olmayan bir mahkum gibi hissetmez miydim? İçimden mobilyaları, misafirleri, duvarları yakıp yıkmak gelmez miydi? Beni bundan alıkoyan ne miydi? Sevildiğimi bilirdim... Sevildiğimden emin olmasam içimdeki burukluk giderek büyür ve günün birinde, savaşı fırsat bilerek ar damarımı çatlatırdım. Bir intihara ya da bir cinayete kalkışır gibi; çünkü Salim'in yaptıkları her ikisine de yakındı.''
'' Başkası olsa, der ya 'içini döktüğü için' rahatlardı... Ben rahatlamadım! Öfkeliydim. Kendime karşı öfkeliydim. Bana hep böyle olur. Kelimelerin tadını unutacak kadar uzun süre susarım ve birden bir bent yıkılır, içimde ne varsa, tuttuğum ne varsa boşaltırım, bitmez tükenmez bir gevezelik başlar; daha çenemi kapamadan pişman olmuşumdur bile...''